Takvim 2013 Nisan – Aralik

List of all Calender Pages from April 2013 – December 2013 Takvim 2013  Nisan – Aralik

19-04-2018:

 

PER ŞEMBE

Donnerstag

19

NİSAN

April

 

Yü­zü­mü ara­yın, de­din; yü­re­ğim sa­na de­di: Yü­zü­nü arı­yo­rum, ya RAB!

Mez­mur 27: 8
 

Mein Herz erinnert dich: Sucht mein Angesicht! ‑ Dein Angesicht, HERR, suche ich.

Psalm 27, 8
 

die Stim­me: ses
hö­ren: duy­mak


 

Rab’bin Da­vut’a ses­le­nip be­nim yü­zü­mü ara, de­me­si ha­ri­ka bir da­vet­tir! Rab’bin yü­zü­nü ara­mak, as­lın­da O’nun gü­zel­li­ği­ni, biz­ler için ne ka­dar sev­gi do­lu ol­du­ğu­nu, O’nun ya­şam ol­du­ğu­nu ve bi­ze de bu ya­şa­mı ver­mek is­te­di­ği­ni gör­mek ve an­la­mak de­mek­tir. Böy­le bir da­ve­te Da­vut he­men ya­nıt ve­ri­yor: “Evet, yü­zü­nü arı­yo­rum ya RAB!” Da­vut, Rab’bin yü­zü­nü dua­la­rıy­la ara­dı. Rab sen­den Ken­di­si­ni ara­ma­nı bek­li­yor, ama sen O’nu ara­ma­ya ko­yul­ma­dan ön­ce O se­ni ara­ma­ya ko­yul­muş­tur. O se­ni bul­du, ama se­nin O’nun yü­zü­nü ara­ma­nı is­ter. Sen bu­na tep­ki gös­ter­din mi? Me­sih ile ya­şa­mak sev­gi do­lu bir ev­li­lik gi­bi, sev­gi iliş­ki­sin­de ya­şan­ma­lı­dır. Ev­li­lik ba­ğı sev­gi ve öz­ve­ri ba­ğı­dır. Rab ile olan iliş­ki­miz sev­gi bağ­la­rı üze­ri­ne kurulduğuna göre, sevdiğimiz için O’nu özlemle aramalıyız. Rab Davut’a, “Seni seviyorum” dediği zaman Davut’un yüreğinde doğal olarak bir tepki oldu: “Ben de seni seviyorum, Rab, senin yüzünü aramak istiyorum!” Tanrı ona, “benimle beraberliğin olsun” diyor. Davut diyor: “Evet Rab, ben seninle paydaşlıkta bulunmak istiyorum”. Rab seninle de bu paydaşlığı istiyor.


18-04-2018:

 

ÇAR ŞAMBA

Mittwoch

18

NİSAN

April

 

Seni çağırıyorum, ya RAB, kulak ver sesime, bana acı ve bana yanıt ver!

Mezmur 27: 7
 

Höre, HERR, mit meiner Stimme rufe ich: sei mir gnädig und erhöre mich!

Psalm 27, 7



rufen: çağırmak

Da­vut pey­gam­ber baş­ta, RAB ışı­ğım, kur­tu­lu­şum, ya­şa­mı­mın sı­ğı­na­ğı­dır, de­dik­ten son­ra “ya RAB, ku­lak ver se­si­me, ba­na mer­ha­met et” di­yor. Baş­ta kur­tul­mak için Rab’bin ina­ye­ti­ne muh­ta­cız. İkin­ci ola­rak in­san Rab’bin ona­yı­na muh­taç­tır. So­ru şu: Ya­şa­mın Tan­rı ta­ra­fın­dan onay­la­nı­yor mu? Na­sıl bi­ri­sin? Tan­rı’nın sen­den hoş­nut ol­du­ğu­nu söy­le­ye­bi­lir mi­sin? Üçün­cü ola­rak in­san Tan­rı’nın yö­net­me­si­ni ara­ma­lı­dır. Tıp­kı Da­vut’un di­le­di­ği gi­bi: Ya RAB, yo­lu­nu ba­na öğ­ret! Düş­man­la­rım­dan ötü­rü ba­na düz yol­da reh­ber ol! (Mez. 27:11).

Gün­cel ya­şam­da in­sa­na öğüt ve­ren çok olur. Ama bir­çok in­san kö­tü ar­ka­daş­lık­la­rın kur­ba­nı ol­du! Za­ra­ra, yı­kı­ma uğ­ra­dı. İn­san öğü­dü ge­nel­de bu so­nuç­la­rı ge­ti­rir. El­bet­te ara sı­ra iyi bir öğüt ya­rar sağ­la­ya­bi­lir, ama ge­nel­lik­le in­san öğü­dü ku­sur­lu­dur, pek bil­ge­li de­ğil. Ama kut­sal RAB’bin öğüt­le­di­ği can, yol gös­ter­di­ği in­san hiç­bir du­rum­da piş­man ol­maz, za­rar gör­mez. Bu ne­den­le, in­sa­nın Rab’be dua et­me­si, O’nun se­si­ne ku­lak ver­me­si ya­şam­sal önem ta­şı­mak­ta­dır. Tan­rı’nın çiz­di­ği sağ­lık­lı yo­lu seç­mek, bu yol­da ba­ğım­lı­lık gös­ter­mek ke­sin gü­ven­lik ge­ti­rir.


17-04-2018:

 

SALI

Dienstag

17

NİSAN

April

 

Sevinçle haykırarak kurbanlar sunacağım O’nun çadırında, ezgiler sunacağım RAB’be, ilahilerle öveceğim O’nu.

Mezmur 27: 6
 

Opfer voller Jubel will ich opfern in seinem Zelt, ich will singen und spielen dem HERRN.

Psalm 27, 6
 

Bu ha­ri­ka re­s­mi gör­dü­ğü­müz ve Rab’bin biz­ler için tam ne yap­tı­ğı­nı an­la­dı­ğı­mız­da içi­miz­de şük­ran bor­cu yük­se­lir ve Rab’be ila­hi­ler söy­le­mek, O’nu yü­celt­mek is­te­riz. Da­vut pey­gam­ber de bu­nu dü­şü­ne­rek şöy­le dua et­ti:

Se­ni ça­ğı­rı­yo­rum, ya RAB, ku­lak ver se­si­me, lüt­fet, ya­nıt ver ba­na! (Mez­mur 27:7).

Ba­kın, o kut­sal ve emin yer­de Rab’bin mer­ha­me­ti­ni bu­lu­ruz. Bu­gün de Rab o kut­sal, emin ye­ri biz­ler için ha­zır­la­dı. Bu­gün biz de o ye­re dua­la­rı­mız­da gi­rip O’nun mer­ha­me­ti­ne sı­ğı­na­bi­li­riz.

Da­vut, “Ya RAB” di­yor, "yü­zü­mü ara­yın, de­din. Yü­re­ğim sa­na de­di: yü­zü­nü arı­yo­rum” (Mez­mur 27:8). Dos­tum, Rab sen­den ken­di­si­ni ara­ma­nı is­ti­yor. Rab’bi arı­yor mu­sun? Rab’bi ara­mak son­suz ya­şa­mı ara­mak de­mek­tir.


16-04-2018:

 

PAZARTESİ

Montag

16

NİSAN

April

 

Çünkü O kötü günde beni çardağında gizleyecek, çadırının emin yerinde saklayacak, yüksek bir kaya üzerine çıkaracak beni.

Mezmur 27: 5
 

Denn er wird mich bergen in seiner Hütte am Tag des Unheils, er wird mich verbergen im Versteck seines Zeltes; auf einen Felsen wird er mich heben.

Psalm 27, 5
 

İb­ra­ni hal­kı Mı­sır’dan çı­kıp çöl­de iler­ler­ken Tan­rı’y­la bu­lu­şa­bi­le­cek­le­ri bir ça­dır kur­muş­lar­dı. Bu ‘Bu­luş­ma Ça­dı­rı’n­da giz­li ve çok kut­sal bir yer var­dı. Bu­na Kut­sal­la­rın Kut­sa­lı di­yor Tan­rı Sö­zü. Bu ye­re baş ka­hin­den baş­ka hiç kim­se gi­re­mez­di ve bu­nu da an­cak yıl­da bir kez ya­pa­bi­lir­di. Bu En Kut­sal Yer­de Tan­rı’nın san­dı­ğı var­dı ve bu san­dı­ğın içi dı­şı al­tın­la kap­lan­mış­tı. San­dı­ğın ka­pa­ğı­nı oluş­tu­ran üst kı­sım­da ise çok süs­lü bir yer var­dı. Bu­na Mer­ha­met Kür­sü­sü de­nir­di. Yıl­da bir kez ke­si­len kur­ba­nın ka­nı bu kür­sü üze­ri­ne ser­pi­lir­di. Kur­ban tüm İs­rail hal­kı­nın gü­nah­la­rı­nın ör­tül­me­si için­di. Gü­nü­müz­de ise Rab İsa bi­zim için kur­ban ol­du­ğu­na ve ka­nı­nı akıt­tı­ğı­na gö­re bi­zim de gi­de­bi­le­ce­ği­miz bir mer­ha­met kür­sü­sü var­dır. Es­ki Ant­laş­ma dö­ne­min­de yıl­da bir kez Tan­rı hu­zu­ru­na gi­ri­lir­ken şim­di İsa Me­sih’in ka­nı ara­cı­lı­ğıy­la her an O’nun hu­zu­ru­na gi­re­bi­li­riz. İş­te “ça­dı­rı­nın emin ye­ri” bu­ra­sı­dır. Bun­dan da­ha emin bir yer dü­şü­ne­me­yiz.


 

15-04-2018:

PAZAR

Sonntag

15

NİSAN

April

 

RAB’den bir şey diledim, O’nu ararım: RAB’bin güzelliğini seyretmek!

Mezmur 27: 4
 

Eins habe ich vom HERRN erbeten, danach trachte ich: ... anzuschauen die Freundlichkeit des HERRN!
Psalm 27, 4
 

anschauen, betrachten: bakmak, seyretmek

Da­vut pey­gam­be­rin ha­ya­tın­da is­te­di­ği tek şey, “RAB’bin gü­zel­li­ği­ni sey­ret­mek, ta­pı­na­ğın­da O’na da­nış­mak, bü­tün gün­le­ri­ni Rab’bin evin­de ge­çir­mek­ti!” Rab’bin evin­de, kut­sal­la­rın kut­sa­lın­da mer­ha­met kür­sü­sü var­dı. Da­vut’un mer­ha­me­te ih­ti­ya­cı var­dı. Bi­zim de Tan­rı’nın mer­ha­me­ti­ne ih­ti­ya­cı­mız var­dır. Ay­nı za­man­da Tan­rı’nın evin­de Me­sih’in ka­nı­nı, O’nun çar­mı­hı­nı di­le ge­ti­ren bir su­nak var­dı. Tan­rı’nın hu­zu­ru­na gi­re­bil­me­si için Da­vut kur­ban kes­me­liy­di. Bi­zim ise kur­ba­nı­mız İsa Me­sih’tir. Son­su­za dek ge­çer­li kur­ba­nı, O ken­di ha­ya­tı­nı ve­re­rek sun­du. Sen ve ben bu­gün Tan­rı’nın hu­zu­ru­na an­cak İsa ara­cı­lı­ğıy­la gi­re­bi­li­riz; baş­ka bir yol yok­tur. Es­ki Ant­laş­ma dö­ne­min­de de kur­ban­lar İsa Me­sih’e işa­ret edi­yor­du. Ay­rı­ca­lık­lı in­san­la­rız ve ay­rı­ca­lık­lı bir dö­nem­de, ina­yet dö­ne­min­de ya­şa­mak­ta­yız.

Sen de ay­rı­ca­lık­lı bir dö­nem­de ya­şı­yor­sun dos­tum. Tan­rı’nın sa­na da ye­te­cek ka­dar bol mer­ha­me­ti var­dır. O’nun kur­tu­luş ve­ren kay­ra­sı sa­na da uzan­mak­ta­dır.


14-04-2018:

 

CUMARTESİ

Samstag

14

NİSAN

April

 

RAB’den bir şey diledim, O’nu ararım: RAB’bin güzelliğini seyretmek, tapınağında hayran olmak için, hayatımın bütün günleri RAB’bin evinde oturmaktır.

Mezmur 27: 4
 

Eins habe ich vom HERRN erbeten, danach trachte ich: zu wohnen im Haus des HERRN alle Tage meines Lebens, um anzuschauen die Freundlichkeit des HERRN und nachzudenken in seinem Tempel.

Psalm 27, 4
 

Da­vut pey­gam­ber tek is­te­ği­nin ne ol­du­ğu­nu ya­zar­ken uy­ku tu­lu­mu­nu alıp da Rab’bin ta­pı­na­ğı­na yer­le­şe­ce­ği­ni söy­le­mi­yor­du. O’nun is­te­ği Rab ile sü­rek­li bu­luş­mak, O’nun­la ko­nuş­mak ve O’na ta­pın­mak­tı. Rab’bin san­dı­ğı, Rab’bin in­san­lar­la bu­luş­tu­ğu yer­di, çün­kü bu san­dık Bu­luş­ma Ça­dı­rı­nın en kut­sal ye­rin­dey­di. Da­vut pey­gam­ber, düş­man­la­rı­nın elin­den al­dı­ğı san­dı­ğı tek­rar Ye­ru­şa­lim’e ge­tir­miş­ti. O’nun için özel bir ça­dır yap­tır­mış ve Ta­pı­nak ku­ru­lun­ca­ya ka­dar Rab’bin san­dı­ğı ora­da kal­mış­tı. Da­vut her za­man Rab ile bir­lik­te ol­mak is­ti­yor­du. O’nun­la an­cak Bu­luş­ma Ça­dı­rın­da bu­lu­şa­bi­le­ce­ği­ne gö­re ha­ya­tı­nın ama­cı bu ol­muş­tu.

Bi­zim de Rab’be yak­la­şa­bi­le­ce­ği­miz bir ye­ri­miz var bugün. Bun­dan do­la­yı se­vin­me­li­yiz. Bi­zim ha­ya­tı­mız­da­ki ekst­ra­la­rı yon­tup tek bir amaç­ta, tek bir nok­ta­da siv­ri­le­bil­me­miz için bi­ze yar­dım­cı olan bi­ri­si var­dır. İsa Me­sih ara­cı­lı­ğıy­la bu­gün Rab’bin hu­zu­ru­na gi­re­bi­lir, O’nun­la bu­lu­şa­bi­lir; RAB’bi ki­şi­sel kur­ta­rı­cı­mız ola­rak ha­ya­tı­mı­za da­vet ede­bi­li­riz.


13-04-2018:

 

CUMA

Freitag

13

NİSAN

April

 

RAB’den bir şey diledim, O’nu ararım: RAB’bin güzelliğini seyretmek, tapınağında hayran olmak için, hayatımın bütün günleri RAB’bin evinde oturmaktır.

Mezmur 27: 4
 

Eins habe ich vom HERRN erbeten, danach trachte ich: zu wohnen im Haus des HERRN alle Tage meines Lebens, um anzuschauen die Freundlichkeit des HERRN und nachzudenken in seinem Tempel.

Psalm 27, 4
 

İki kız kar­deş­ten bi­ri olan Mar­ta mut­fak­ta ora­ya bu­ra­ya ko­şu­yor, mi­sa­fir­le­rin sa­yı­sı­nı he­sap­lı­yor, “Aca­ba ne ka­dar pi­lav ya­pa­yım, ye­te­ri ka­dar bul­gur var mı” di­ye te­laş­la­nı­yor­du. Her şe­yi ay­nı za­man­da yap­mak için te­laş­la­nı­yor­du. Ba­zen ya­şa­mın kar­ma­ka­rı­şık ol­du­ğu­nu sa­nı­rız. Yir­mi bi­rin­ci yüz­yı­lın il­le­ti ola­rak gö­rü­rüz bu te­la­şı, ama Da­vut’un za­ma­nın­da da var­dı, İsa Me­sih’in za­ma­nın­da da. Ço­ğu za­man ken­di ken­di­mi­zi te­la­şa so­ka­rız. Za­ma­nın ken­di ya­pı­sın­da te­laş yok­tur. Za­ma­nı biz ken­di­mi­ze iş­ken­ce­ci ya­pa­rız.  Şu­nu şu za­man­da yap­maz­sam kı­ya­met ko­pa­cak­mış san­ki. Da­vut ya­şa­mın tüm ekst­ra olay­la­rı­nı ke­sip atı­yor ve tek bir nok­ta­da siv­ri­li­yor: “RAB’den tek di­le­ğim, tek ar­zum şu” di­yor.

İn­san­dan in­sa­na en önem­li ve tek olan şey de­ği­şir. Ama Da­vut için tek şey şuy­du: “RAB’bin gü­zel­li­ği­ni sey­ret­mek, ta­pı­na­ğın­da O’na da­nış­mak için bü­tün gün­le­ri­ni O’nun evin­de ge­çir­mek”.


12-04-2018:

PER ŞEMBE

Donnerstag

12

NİSAN

April

 

RAB’den bir şey diledim, O’nu ararım: RAB’bin güzelliğini seyretmek, tapınağında hayran olmak için, hayatımın bütün günleri RAB’bin evinde oturmaktır.

Mezmur 27: 4
 

Eins habe ich vom HERRN erbeten, danach trachte ich: zu wohnen im Haus des HERRN alle Tage meines Lebens, um anzuschauen die Freundlichkeit des HERRN und nachzudenken in seinem Tempel.

Psalm 27, 4
 

Bu söz­ler­de Da­vut pey­gam­be­rin ha­ya­tı­nın öze­ti­ni gö­re­bi­li­riz. ARAB’den tek di­le­ğim, tek ar­zum şu”. Sen bu­nu söy­le­ye­bi­lir mi­sin? Ha­yat­ta en çok is­te­di­ğin şey ne­dir? El­çi Pav­lus da Da­vut gi­bi bir ta­lep­te bu­lun­du: “An­cak yap­tı­ğım tek şey şu: Ge­ri­de­ki­le­re al­dı­rış et­me­ye­rek ile­ri­de­ki­le­re uza­nı­yo­rum. Yü­ce­lik çağ­rı­sıy­la il­gi­li ödü­lün ar­dın­dan dos­doğ­ru ama­ca ko­şu­yo­rum. Me­sih İsa’da Tan­rı’nın çağ­rı­sı­dır bu” (Fil.3:13‑14).

Dos­tum, ya­şa­mı­na bak­ma­lı­sın! Ora­da ekst­ra şey­le­ri yon­tup esas­la­ra dön­me­li­sin. Bir ka­le­mi yon­tar­ca­sı­na ha­ya­tı­nın ya­rar­sız yön­le­ri­ni öy­le yon­ta­cak­sın ki, so­nun­da siv­ri­len ucu ile kay­da de­ğer bir şey­ler ya­za­bi­le­sin. He­pi­mi­zin ha­ya­tı kar­ma­şık­tır. Kar­ma­şık­lı­ğı kes­me­li­yiz. Ba­zen ha­ya­tı­mız mut­fak­ta te­laş­la­nan Mar­ta’nın ha­ya­tı­na ben­ze­ye­bi­lir. Kut­sal Söz Mar­ta’ya iliş­kin şöy­le di­yor: Ne var ki, Mar­ta ba­şın­dan aş­kın hiz­met yü­zün­den si­nir­len­di, Rab’be kar­de­şi­ni şi­ka­yet et­ti. Rab, AMar­ta, Mar­ta” de­di, “Bir sü­rü iş için kay­gı­la­nı­yor, ya­kı­nı­yor­sun. Ama ge­rek­li olan tek şey var­dır. Mer­yem de ya­rar­lı pa­yı ‑ken­di­sin­den hiç alın­ma­ya­cak olan pa­yı‑ seç­miş bu­lu­nu­yor” (Lu­ka 10:40‑42).


11-04-2018:

 

ÇAR ŞAMBA

Mittwoch

11

NİSAN

April

 

Karşıma bir ordu konak kursa, yüreğim korkmaz, karşıma savaş bile çıksa, ben onda da emin olurum.

Mezmur 27: 3
 

Wenn sich ein Heer gegen mich lagert, so fürchtet sich mein Herz nicht; wenn sich auch Krieg gegen mich erhebt, trotzdem bin ich vertrauensvoll.

Psalm 27, 3
 

Da­vut pey­gam­ber ne­den bir ka­ba­da­yı gi­bi ko­nu­şu­yor? As­lın­da öy­le de­ğil, Da­vut, Rab’be gü­ven­di­ği için kork­mu­yor ve gü­ve­ni­ni yi­tir­mi­yor. Tan­rı biz­ler için ay­nı sağ­la­yı­şı ver­mek­te­dir. O’na gü­ve­ne­bi­li­riz. Kar­şı­mız­da kim olur­sa ol­sun bi­zim­le bir­lik­te olan en güç­lü Ki­şi var­dır. Rab be­nim­ley­se ben kim­den kor­ka­rım ki! Rab İsa ölüm­den di­ril­dik­ten son­ra ken­di öğ­ren­ci­le­ri­ne ke­re­ler­ce gö­rün­dü. On­la­ra ko­nuş­tu, ama ko­nuş­ma­ya baş­la­ma­dan ön­ce ge­nel­de “Kork­ma” sö­zü­nü kul­lan­dı. Sen de Rab İsa’ya iman et­tiy­sen, se­nin de di­ri Rab’bin, di­ri kur­ta­rı­cın var­dır. Kor­ku çe­şit­li kı­lık­ta ve çe­şit­li yön­ler­den bi­ze sal­dır­mak is­ter, ama Rab İsa bi­ze Akork­ma” di­yor. Kut­sal Ki­tap’ta yı­lın her gü­nü için bir kork­ma sö­zü var­dır. Her­kes gi­bi be­nim de do­ğal kor­ku­la­rım var­dır. İğ­ne­den kor­ka­rım. Uçak­tan kor­ka­rım ve yük­sek bir ye­re çık­tı­ğım za­man kor­ku­la­rı­mı ken­di ba­şı­ma ye­ne­me­di­ği­mi bil­di­ğim için Rab’be dua ede­rim.

Pe­ki dos­tum, se­nin kor­ku­la­rın­da, kay­gı­la­rın­da gü­ve­ne­bi­le­ce­ğin bi­ri var mı­dır? Da­vut pey­gam­be­rin var­dı, be­nim de var­dır. Bu se­ven Tan­rı’dır.


10-04-2018:

SALI

Dienstag

10

NİSAN

April

 

Hasımlarım, düşmanlarım olan kötülük yapanlar, beni yutmak için üzerime gelirken tökezleyip düşerler.

Mezmur 27: 2
 

Wenn Übeltäter mir nahen, mein Fleisch zu fressen, meine Bedränger und meine Feinde, so sind sie es, die straucheln und fallen.

Psalm 27, 2
 

Bel­ki de Da­vut pey­gam­ber bu nok­ta­da ge­ri­ye ha­ya­tı­nın teh­li­ke­li gün­le­ri­ne ba­kıp ba­zı olay­la­rı anım­sı­yor­du. Ço­ban­lık gün­le­rin­de ko­yun­la­rı, ku­zu­la­rı kurt­lar­dan, as­lan­lar­dan ve ayı­lar­dan ko­ru­mak için ken­di ha­ya­tı­nı teh­li­ke­ye at­mış­tı. Bu­gün dün­ya­nın her ye­rin­de böy­le teh­li­ke­ler­le kar­şı­la­şıl­mı­yor. Ba­zı yer­ler­de ha­len ay­nı teh­li­ke var­dır ço­ban­lar için, ama ge­nel­de ba­tı dün­ya­sın­da ço­ban­lık teh­li­ke­li de­ğil­dir. As­lan­la­rı, kurt­la­rı ya da ayı­la­rı an­cak hay­va­nat bah­çe­sin­de de­mir par­mak­lık­lar ar­ka­sın­da gör­me­ye alış­mı­şız. So­kak­ta yü­rür­ken bir­den önü­mü­ze bir as­lan, bir ayı çı­ka­ca­ğı­nı bek­le­me­yiz! An­cak me­ca­zi an­la­mın­da so­kak­la­rı do­la­şan ba­zı in­san­lar var ki, yır­tı­cı hay­van­lar gi­bi vah­şi iş­ler ya­pa­bi­lir­ler.  Şey­ta­nın ken­di­si kük­re­yen bir as­lan gi­bi yu­ta­cak bi­ri­si­ni ara­mak­ta­dır. AAyık ve uya­nık olun” di­yor Kut­sal Söz, “Düş­ma­nı­nız İb­lis, yu­ta­cak bi­ri­ni ara­ya­rak kük­re­yen as­lan gi­bi do­la­şı­yor” (1 Pet.5:8).

Da­vut pey­gam­ber, Rab’be gü­ven­me­yi öğ­ren­miş­ti. Ben de Rab’be gü­ven­me­yi öğ­ren­me­ye de­vam edi­yo­rum. Ya sen, dos­tum?


09-04-2018:

PAZARTESİ

Montag

9

NİSAN

April

 

RAB be­nim ışı­ğım, kur­tu­lu­şum­dur, kim­den kork­ayım, RAB ya­şa­mı­mın ka­le­si­dir, kim­den yıl­ayım?

Mez­mur 27: 1
 

Der HERR ist mein Licht und mein Heil, vor wem sollte ich mich fürchten, der HERR ist mei­nes Le­bens Zuflucht, vor wem sollte ich ersch­rec­ken?

Psalm 27, 1
 

Da­vut pey­gam­ber Tan­rı’nın ken­di kur­tu­lu­şu ol­du­ğu­nu söy­le­mek­te­dir. Ben de ay­nı şe­yi söy­lü­yo­rum: Tan­rı be­nim de kur­tu­lu­şum­dur! Bu­ra­da ki­şi­sel iliş­ki vur­gu­la­nır. Rab’bin ken­di­si, özü kur­tu­luş­tur. Bu ne­den­le O’nun sun­du­ğu kur­tu­luş son­suz­dur. Onu alan kim­se de son­suz kur­tu­lu­şa sa­hip olur.

“RAB ya­şa­mı­mın ka­le­si­dir, kim­se­den yıl­mam”. Tan­rı bi­ze ya­şam ver­mek­le ye­tin­mez, ay­nı za­man­da bi­ze ver­di­ği ya­şa­mı yer­yü­zün­de tam do­lu­lu­ğuy­la ya­şa­ya­bil­me­mi­zi de sağ­lar. Bit­ki­le­re, in­san­la­ra ha­yat ve­ren un­sur­lar­dan bi­ri ışık­tır. Ruh­sal açı­dan da ruh­sal ışık ruh­sal ya­şam için ge­rek­li­dir. Rab se­nin ha­ya­tı­nın ışı­ğı mı? Se­ni se­ven, sa­na ya­şam gü­cü­nü ve­ren O mu?

“Kim­se­den kork­mam” di­yor Da­vut pey­gam­ber. Mar­tin Lut­her bir ke­re­sin­de şöy­le de­di: “Tan­rı ile olan tek bir ki­şi bi­le ço­ğun­luk­ta­dır”. Bir iman­lı­ya sor­muş­lar: ANe­den hiç kim­se­den kork­mu­yor­sun?” İman­lı şöy­le ya­nıt ver­miş: “Öğ­ren­di­ğim bir şey var, Tan­rı’dan kor­kar­san baş­ka hiç kim­se­den kork­ma­na ge­rek kal­maz!”


08-04-2018:

 

PAZAR

Sonntag

8

NİSAN

April

 

RAB be­nim ışı­ğım, kur­tu­lu­şum­dur, kim­den kork­ayım, RAB ya­şa­mı­mın ka­le­si­dir, kim­den yıl­ayım?

Mez­mur 27: 1
 

Der HERR ist mein Licht und mein Heil, vor wem sollte ich mich fürchten, der HERR ist mei­nes Le­bens Zuflucht, vor wem sollte ich ersch­rec­ken?

Psalm 27, 1
 

27. Mez­mur’un ilk aye­ti AIşı­ğım ve kur­tu­lu­şum RAB’dir, kim­den kor­ka­yım” di­yor. Bu­ra­da he­men “sen ve ben” iliş­ki­si­ni gö­rü­yo­ruz. Tan­rı ve ben! RAB ışık­tır, RAB kur­tu­luş­tur de­mi­yor. Ta­bii bu da doğ­ru­dur, ama bu­ra­da “be­nim ışı­ğım, be­nim kur­tu­lu­şum RAB’dir”, di­yor. Bu da, Rab ile ki­şi­sel bir iliş­ki­nin ol­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni gös­te­rir. Tan­rı­mız ışık­tır. İl­kin ışık ol­sun di­yen ve bir hiç­ten ışık ya­ra­tan bu Tan­rı­mız ay­nı za­man­da be­ni, bu­gün ayak­la­rı­ma ışık olan ken­di Sö­zü’y­le yön­len­di­rir. Ni­te­kim mez­mur ya­za­rı da, ASe­nin Sö­zün be­nim ayak­la­rı­ma ışık sa­çar ve yo­lu­mu ay­dın­la­tır” (Mez. 119:105) de­di.

“Rab be­nim Kur­tu­lu­şum­dur” sö­zü Tan­rı’nın sevgisini, kayrasını dile getirir. Çünkü bize kurtuluş sağlanabilmesi için Tanrı kendi biricik varlığı olan İsa Mesih’i çarmıh üzerinde sundu, O’nu feda etti. Dostum, kurtuluş sadece İsa Mesih aracılığıyla insanlara sunulmaktadır. “Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlunu verdi. Öyle ki, O’na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, ama hepsi sonsuz yaşama kavuşsun” (Yu.3:16).


07-04-2018:

 

CUMARTESİ

Samstag

7

NİSAN

April

 

Işığım ve kurtuluşum RAB’dir.

Mezmur 27: 1

Der HERR ist mein Licht und mein Heil.

Psalm 27, 1

das Licht: ışık

 

RAB kur­tu­lu­şum­dur den­di­ğin­de, ne an­lı­yo­ruz? Her şey­den ön­ce be­ni gü­nah­tan, gü­na­hın yar­gı­sın­dan, son­suz ce­hen­nem aza­bın­dan kur­ta­ran, son­suz ya­şa­mı sağ­la­yan­dır. Bun­dan baş­ka, gün­cel ya­şam­da be­ni her tür teh­li­ke­den, kö­tü­lük­ten, yı­kım­dan kur­ta­ran ve ko­ru­yan­dır. O’nun kur­ta­rış gü­cü ne sı­nır bi­lir ne de kı­sıt­la­ma! Ve RAB, ya­şa­mı­mın sı­ğı­na­ğı­dır. İn­sa­nın ha­ya­tı teh­li­ke­ler­le do­lu­dur. Göz­le gö­rü­le­bi­lir, fi­zik­sel teh­li­ke­le­re kar­şı ken­di­mi­zi sa­vun­ma­ya ça­lı­şı­rız; ama ço­ğu kez bu­nu ba­şa­ra­ma­yız. Ama RAB ya­şa­mı­mın sağ­lam sı­ğı­na­ğı­dır.  Şey­ta­nın sal­dı­rı­la­rı, gü­na­ha kış­kır­tı­la­rı ba­na sal­dı­rın­ca he­men O’na sı­ğı­nır, ya RAB be­ni gü­na­ha sü­rük­len­mek­ten ko­ru di­ye dua ede­rim. O, gü­nah bas­kı­sı­nı üze­rim­den kal­dı­rır, ca­nı­ma can ka­tar ve be­ni ye­ni­den hu­zu­ra ka­vuş­tu­rur, se­ven kol­la­rıy­la ba­na sı­ğı­nak olur.

Ben Rab’be dün gü­ven­dim, bu­gün gü­ve­ni­yo­rum, son­su­za dek de gü­ve­ne­bi­li­rim. RAB’be gü­ve­nen hiç kim­se ha­yal kı­rık­lı­ğı­na uğ­ra­ma­mış­tır. Her tür sal­dı­rı­la­ra uğ­ra­sam yi­ne kork­mam. Çün­kü gü­ven­li­ğim RAB’dir.


06-04-2018:

CUMA

Freitag

6

NİSAN

April

 

Işığım ve kurtuluşum RAB’dir, kimden korkayım?

Mezmur 27: 1 

Der HERR ist mein Licht und mein Heil, vor wem sollte ich mich fürchten?

Psalm 27, 1
 

die Rettung, das Heil: kurtuluş

 

Da­vut pey­gam­be­rin yaz­dı­ğı 27. Mez­mur iki önem­li ger­çe­ğe par­mak bas­mak­ta­dır: İl­ki iman, ikin­ci­si de kor­ku­dur. İman, ya­ra­tı­lı­şı­mız­la var­lı­ğı­mı­za ko­nan gök­sel bir er­dem­dir. Kor­ku ise, yer­yü­zün­de­ki kar­ga­şa­lık­lar­dan, so­run­lar­dan, in­sa­nın ge­le­ce­ğin­den emin ol­ma­ma­sın­dan kay­nak­lan­mak­ta­dır. İn­sa­nın sağ­lık­lı bir şe­kil­de Tan­rı’ya olan ima­nı, onun ya­şa­mı­nı an­lam­lı ve amaç­lı kı­lar; çün­kü o ya­şa­mı iman yön­len­dir­mek­te­dir. Ama in­sa­nın ha­ya­tı­nı kor­ku yö­ne­ti­yor­sa, ta­bii ki o ya­şam­da esen­lik, hu­zur ve ba­rış ol­maz. Böy­le kor­ku­lu an­lar­da in­san ne yap­ma­lı? O kor­ku­la­rı­nı iman­la Tan­rı’ya ge­tir­me­li­dir. Tan­rı’nın Sö­zü’y­le bes­len­me­li­dir. Tan­rı’ya bı­ra­kı­lan kor­ku­lar, O’nun Sö­zü’n­den alı­nan vaat­ler, des­tek ki­şi­ye ye­ni­den gü­ven ve­rir. Ger­çek iman yo­luy­la ki­şi kor­ku­la­rın­dan öz­gür­lük bu­lur.

Dos­tum, in­san ya­şa­mı­na hü­cum eden sal­dı­rı­lar an­cak RAB’bin gü­cüy­le alt edi­lir. Eğer Rab bir kim­se­nin ışı­ğı ve kur­tu­lu­şuy­sa, o kim­se­nin kor­ku­la­rı da alt edi­lir. Bu öy­le­si­ne bir gü­ven­lik­tir ki, geç­mi­şi, şim­di­yi ve tüm son­suz­lu­ğu kap­sar. RAB ışığımdır. Her an yü­re­ği­mi ay­dın­la­tır, adım­la­rı­mı esen­li­ğe, doğ­ru­lu­ğa yö­nel­tir.


05-04-2018:

PER ŞEMBE

Donnerstag

5

NİSAN

April

 

Bizim Passah kuzumuz olan Mesih kurban edildi.

1 Korintoslular 5: 7
 

Denn auch unser Passahlamm, Christus, ist geschlachtet.

1. Korinther 5, 7
 

das Lamm: kuzu
schlachten: kurban etmek

 

Passah’ın bizim için anlamı nedir? Mesih’in bizim için kurban olmasıdır. İsa ne zaman çarmıha çakılıp öldürüldü? Nisan ayında! Yani Passah Bayramının kutlandığı ayda. Yeruşalim’de Passah bayramı kutlanırken o günlerde İsa çarmıha çakıldı; başka deyişle kurban edildi. Yine simgesel açıdan O’nun kanı yüreklerimizin kapısına sürüldü O’na iman ettiğimizde. Bu, sonsuza dek süren bir olaydır (Çıkış 12:14). Burada bizim zayıflığımız, yetersizliğimiz ya da gücümüz değil, Mesih’te olmamız önemlidir.

Mesih’e iman ettin mi? O zaman O’nun kanı senin de yüreğinin kapısına silinmemek üzere sürülmüştür. Bu kurtuluş güvencesidir. Her tür zorlukta, sıkıntıda, acıda, hatta zayıflıkta Rab’bin kanının yüreklerimizin kapısına sürüldüğünü unutmayalım. Seni, beni kimse Rab’bin elinden çekip alamaz. Bakın İsa Mesih ne diyor: “Onlara sonsuz yaşam veririm. Onlar sonsuza dek yok olmayacaklar. Hiç kimse onları elimden kapamayacak” (Yuhanna 10:28).


04-04-2018:

 

ÇAR ŞAMBA

Mittwoch

4

NİSAN

April

 

Mesih İsa’daki kutsallara... Babamız Tanrı’dan ve Rab İsa Mesih’ten sizlere inayet ve esenlik olsun.

Filipililer 1: 1‑2
 

Allen Heiligen in Christus Jesus: Gnade euch und Friede von Gott, unserem Vater, und dem Herrn Jesus Christus!

Philipper 1, 1‑2
 

heilig: kutsal

 

Mesih imanlılarına ilişkin Tanrı Sözü, Mesih İsa’da kutsallar, diyor. İşte işin püf noktası buradadır. İsa’da olmak bizi kutsal kılar. Bu kutsallar Mesih’teydiler; ama aynı zamanda da Filipi kentindeydiler. Görüldüğü gibi nerede ya da hangi kentte olmanız önemli değildir. Önemli olan Mesih İsa’da olmaktır. Nasıl Mesih’te olunur? Mesih’i Kurtarıcınız olarak kabul ettiğinizde Mesih’te olursunuz.

Filipililer 3:1'de Mesih İsa’da olmanın verdiği sevinçten söz ediliyor. Mesih’te ve O’nun huzurunda yaşamak, kuşun havada, ağacın toprakta, balığın da denizde yaşaması gibidir.

Bizler Mesih’teyiz. Mesih’in kanı simgesel açıdan yüreğimizin kapı sövelerine sürülmüştür. Bu nedenle Pavlus, Mesih İsa’da olanlara asla yargılanma olmayacaktır, dedi. Bunu gördüğüm için sürekli olarak Mesih İsa’ya iman edenlerin kurtuluşları yüzde yüz kesindir, diyorum.

Evet, bizi yargıdan kurtaran, kurtuluşumuzu garanti eden İsa’nın kanıdır.


03-04-2018:

 

SALI

Dienstag

3

NİSAN

April

 

Mesih İsa’da olanlara artık hiçbir mahkûmiyet (yargılanma) yoktur.

Romalılar 8: 1
 

Also gibt es jetzt keine Verdammnis für die, die in Christus Jesus sind.

Römer 8, 1
 

die Verdammnis: mahkumiyet, yargılanma
kein: hiçbir


 

Mesih İsa’da olmak, kurtuluşun en büyük garantisidir. İncil’de Mesih’te ya da İsa’da sözü, 100 kereden fazla kullanılır. Mesih İsa’nın kendisi ASiz bende ve ben de sizde” diye bu gerçeği dile getirdi. İman edince biz Mesih’teyiz. Bunu biraz olsun açıklayabilmek için şu benzetmeyi vereyim:

Kuş havadadır, hava kuştadır.

Balık sudadır, su balıktadır.

Demir ateştedir, ateş demirdedir.

Yani kuş havadadır, ama aynı zamanda hava kuşun içinde, ciğerlerindedir. Balık su içinde yaşar ama yine de su balığın içindedir. Demir ateşin içerisinde erir, ateş de demiri eritir.

Bizler de İsa’ya gelip O’na iman edince, Mesih’e konuluyor ve Mesih’te oluyoruz. Mesih’te olunce, O da bizdedir.

Evet, imanlı Mesih’te, Mesih de imanlıdadır. Bu nedenle Mesih İsa’da olanlara artık hiçbir yargılanma yoktur!


02-04-2018:

 

PAZARTESİ

Montag

2

NİSAN

April

DİRİLİ Ş BAYRAMI İ OSTERMONTAG

(Avrupa ülkelerinin çoğunda tatildir)


 

O gece Mısır’dan geçeceğim... bulunduğunuz evlerin üzerindeki kan sizin için belirti olacak. Kanı görünce üzerinizden geçeceğim... ölüm meleği size hiçbir zarar vermeyecek.

Çıkış 12:12‑13

 

Und ich werde in dieser Nacht durch das Land Ägypten gehen und ... das Blut soll für euch zum Zeichen an den Häusern werden, in denen ihr seid. Und wenn ich das Blut sehe, dann werde ich an euch vorübergehen: so wird keine Plage, die Verderben bringt, unter euch sein...

2. Mose 12, 12‑13

 

İbrani halkı ölüm meleğinden kurtulmak için kurban kesip kanını kapılarına sürmeleri gerekliydi. Sürdüler ve kurtuldular. Kanı sürmeyen her evde ölüm vardı.

İsa Mesih’e iman edenler de simgesel açıdan O’nun kanını yüreklerinin kapılarına sürdü ve böylece Rab’bin bedenine konuldu. Bu nedenle imanlılar da gelecek olan yargıdan kurtuldu; hem de yüzde yüz. Neden? Çünkü imanlılar İsa’dadır ve O’nda korunmaktadırlar. Tıpkı bu halkın evin içinde kapılarına sürdükleri kan aracılığıyla kurtulup korundukları gibi.

İsa’da olmak, kurtuluşun garantisidir. İncil’deki en önemli sözlerden biri, Mesih İsa’da olmak! sözüdür. Nasıl kurtuluyoruz? Mesih’e konularak. Yani kurtulmak Mesih’te olmak demektir. Bir insan İsa’ya iman eder etmez, Kutsal Ruh’un vaftizi aracılığıyla Mesih’in bedenine konulur, O’nunla birleşir (1.Kor.12:12‑13). Bizlere, "Rab’le birleşen kişi, O’nunla tek bir ruh olur” denilmiştir (1.Kor.6:17). Bu nedenle Mesih’e iman eden sonsuza dek O’na ait olur.

 
01-04-2018:

PAZAR

Sonntag

 

1

NİSAN

April

DİRİLİ Ş BAYRAMI İ OSTERN


 

Size önemle belirtiyorum: Benim sözümü dinleyenin ve beni gönderene iman edenin sonsuz yaşamı vardır. O yargılanmayacaktır; ölümden yaşama geçmiştir.
Yuhanna 5: 24

 

Wahrlich, wahrlich, ich sage euch: Wer mein Wort hört und glaubt dem, der mich gesandt hat, der hat ewiges Leben und kommt nicht ins Gericht, sondern er ist aus dem Tod in das Leben übergegangen.
Johannes 5, 24

 

Naaman adında büyük bir komutan vardı, ama o cüzamlıydı. Bir gün kendisine söylenen bir öneriyi değerlendirip Elişa adında bir peygambere gitti. Peygamber ona, AGit  Şeria ırmağında yedi kere yıkan” dedi (2 Kral.5). Naaman buna çok bozuldu ve kızdı. ABen, peygamberin gelip elini üzerime koyacağını düşündüm, ama o bana ‘git ırmağa gir’ diyor”, diyerek öfkeyle geri dönmek isterken, görevlilerden biri çok bilgece bir söz dedi: AEfendim, bu peygamber sana çok zor bir şey söyleseydi yapmaz mıydın?  Şimdi basit bir şey diyor. Sen de itaat et, git yıkan, ne kaybedersin!” Naaman bu sözü akıllıca bularak gidip  Şeria ırmağında yedi kez suya daldı. Sonuç ne oldu? Adam cüzamından tamamen kurtuldu. Onu kurtaran, paklayan ırmaktaki su değildi, onu sağlığına kavuşturan itaat etmesiydi.

Burada da görüyoruz ki, Tanrı’nın çözümü açık ve basit, ama imanı, itaati gerektirmektedir. İsa Mesih, Abana iman eden kurtulacaktır”, diyor. Kurtuluş yolu basittir, ama iman ve itaati gerektirir. Gitmedikçe, adım atmadıkça ve itaat etmedikçe kurtuluş da gelmez.


31-03-2018:

 

CUMARTESİ

Samstag

31

MART

März

 

Musa imanla Passah kurbanının kesilmesini ve kanının kapılara sürülmesini sağladı, öyle ki ilk doğanları öldüren melek kendilerine dokunmasın.

İbraniler 11:28
 

Durch Glauben hat er das Passah gefeiert und die Blutbestreichung ausgeführt, damit der Verderber der Erstgeburt sie nicht antastete.

Hebräer 11, 28
 

Yargılanmamak, ilk doğanların ölmemesi için Mısır’da köle durumunda olan İbrahim’in soyu olan Yahudiler ne yapmalıydı?

Bir kurban kesip onun kanını kapı sövelerine sürmeleri ve içeri girip kapıları kapatmaları gerekirdi. Öyle de yaptılar ve ölüm meleği o evin içinde olanlara dokunmadı. Buna rağmen, evin içinde olanlar hiç kuşku yok ki, korkuya kapıldılar; şüphelendiler, acaba dediler. Ama önemli olan içeride olmaktı. İçeride istedikleri kadar korksunlar, şüphelensinler! Kimin imanı daha güçlüdür, kiminki daha azdır tartışmasını bile belki yaptılar. Ama onların bu türden düşünmeleri onları korumadı, onları koruyan evin içinde olmalarıydı. Çünkü bir şey olmayacaktı, ki olmadı da. Neden? Çünkü kapı üzerinde kan vardı. Yargıdan kurtaran, kurtuluşu getiren de bu kandı.

Tanrı’nın getirdiği çözüm basitti, ama imanı gerektirmekteydi.

Ölüm meleğinin onlara dokunmaması için sadece bir kurban kesip kanını kapı sövelerine sürmeliydiler. O kadar. Bu gün de sonsuz yargıdan kurtulmak basit, ama iman adımını atmayı gerektirir.


30-03-2018:

 

CUMA

Freitag

30

MART

März

 

 

 

 

 

 

İSA’NIN ÖLÜM GÜNÜ İ KARFREITAG

(Avrupa ülkelerinin çoğunda tatildir)
 

Bu RAB’bin Fısıh kurbanıdır.

Çıkış 12:11
 

Ein Passah für den HERRN ist es.

2. Mose 12, 11
 

Passah (Fısıh), İbrahim’in soyunun Mısır köleliğinden kurtarılma bayramıdır. Çıkış 12:2'de şöyle diyor: “Bu ay sizin için ilk ay, yılın ilk ayı olacak!” Bu da Aviv ‑ Nisan ayına denk geliyor. Bu bayramı kuşaklar boyu tutmaları gerektiğini belirtir Tanrı. Çünkü bu bayram her kutlandığında halk olarak kölelikten kurtulduklarını anımsayacaklardı.

Passah kurbanının gerisinde yatan gerçek, Tanrı’nın kurtarıcı olduğudur. Passah bayramı anlam olarak, Aüzerinden geçmek, atlamak, dokunmadan yanından geçip gitmek” demektir. Bu bayram ileride gerçekleşecek ve insanları sonsuza dek günah köleliğinden kurtaracak olan İsa Mesih’i simgelemektedir. Bu nedenle de elçi Pavlus şöyle yazdı: “Mesih İsa’da olanlara (yani İsa’ya iman edenlere) artık hiç bir yargılanma (yani gelecekte, sonsuzlukta mahkumiyet) yoktur” (Rom.8:1).

Eğer sen de günah köleliğinden kurtulup yargılanmak istemiyorsan, yol basittir: İsa Mesih’e gel ve O’na iman et
29-03-2018:

 

PER ŞEMBE

Donnerstag

29

MART

März

 

Bu RAB’bin Fısıh kurbanıdır!

Çıkış 12:11

Ein Passah für den HERRN ist es.

2. Mose 12, 11
 

das Passahfest: Fısıh bayramı
das Passahopfer: Fısıh kurbanı

 

Tanrı İbrahim, İshak ve Yakup’un soyunu dört yüz yıldan fazla süren Mısır esaretinden kurtarmaya karar verip Musa’yı çağırdı ve onu kölelikten kurtarmada halkına önderlik etmesi için görevlendirdi. Ancak buna firavun izin vermedi. Tanrı, Mısır ülkesinin üzerine hem insanların, hem de hayvanların ilk doğanlarını öldürmek üzere ölüm meleğini gönderdi. Rab İbrahim’in soyuna ise şu buyruğu verdi: Her aile bir yaşında kusursuz bir erkek kuzu alacak, onu kurban edip kanını oturdukları evlerin kapılarının yan ve üst sövelerine süreceklerdi. Onlar bu buyruğa uydu ve böylece hem ölümden kurtuldular, daha sonra da kölelikten. Bu olay aslında İsa Mesih’i göstermektedir. Elçi Pavlus şöyle yazdı: AFısıh kuzumuz, Mesih kurban edildi” (1 Kor.5:7). Mesih’in kurban edilmesi ve sonra da ölümü yenerek dirilmesi bizleri hem günahtan, hem de günahın sonucu olan sonsuz ölümden kurtardı. İsa Mesih’e iman edenler bugünlerde kutlanan Ostern, yani Diriliş Bayramı’nı kutlarlar.

Evet, bu bayram İsa Mesih’in ölüp üç gün sonra da ölümü yenerek dirildiği bayramdır.


28-03-2018:

 

ÇAR ŞAMBA

Mittwoch

28

MART

März

 

Kendilerinde barış yokken onlar barış barış diye halkın yarasını üstten iyi ettiler.

Yeremya 6: 14
 

Und sie heilen den Bruch der Tochter meines Volkes oberflächlich und sagen: Friede, Friede! ‑ und da ist doch kein Friede.
Jeremia 6, 14

 

Uluslar ve insanlar arasında bir uyum, güven ve barış olduğunu bir düşünün! Herkesle kardeşçesine, barış ortamında yaşasaydık ne kadar harika olurdu, değil mi? Aslında gönlümüz bunu istiyor; yani huzura, güvene, bir özlem duyuyor ve bu erdemleri arıyoruz. Özgüvene hasretiz; esenliğe susamışız ve bunları arzuluyoruz. Ne yazık ki, her zaman hayal kırıklığı yaşıyoruz. Çünkü insanlar arasında ne barış var, ne uyum, ne güven, ne de huzur! Tam tersine, insanlar arasında bir çekişme, sen ben kavgası, nefret, sevgisizlik en yüksek düzeye çıkmıştır. Birbirimizle dostça yaşayacağımıza birbirimizi yiyoruz, birbirimizi ısırıyoruz. Her tarafta savaş, kavga, çatışma sesleri geliyor. Kin, nefret baş alıp gidiyor. Barış barış diye haykıran insan, yine barışı kendisi bozuyor. Neden istediğimiz ve özlediğimiz bu barışa kavuşamıyoruz?

Yanıtı Tanrı Sözü veriyor. İnsanın yüreğinde barış yoktur, ama barış barış diye haykırmaktadır; ancak getirebildikleri yüzeysel bir barıştır; üstünkörü bir barıştır. Asıl barış insanın yüreğinde başlamalıdır. Bu da önce Tanrı ile barışmakla mümkündür.


27-03-2018:

 

SALI

Dienstag

27

MART

März

 

Ey iki yüzlü! Önce kendi gözünden merteği çıkar.
Matta 7: 5 

Heuchler, zieh zuerst den Balken aus deinem Auge!

Matthäus 7, 5
 

zuerst: önce
 

Ge­nel­lik­le biz­ler şöy­le dü­şü­nü­yo­ruz ken­di­mi­ze iliş­kin: Ca­nım, benim gü­na­hım hiç de onun­ki ka­dar fe­na de­ğil; bak, o da­ha gü­na­hı­nı açık­la­ma­dı ve töv­be et­me­di bi­le! Ama biz­ler Rab’bin önü­ne git­ti­ği­miz za­man gü­nah­la­rı­mı­zın ne de­mek ol­du­ğu­nu öğ­re­ni­yo­ruz. G­ü­na­hı­mı­zın ne de­mek ol­du­ğu­nu ora­da gör­dü­ğü­müz­den, ar­tık ken­di gü­na­hı­mı­zı bir başka­sı­nın gü­na­hıy­la kar­şı­laş­tı­ra­ma­yız. Töv­be­nin bu ba­sa­mak­la­rı­nı çıkar­ken, baş­ka­sı­nın gö­zün­de­ki çö­pü çı­kar­mak için da­ha iyi gö­rü­rüz. Çün­kü ken­di gö­zü­müz­de­ki mer­tek çık­mış­tır. Mer­tek yok olun­ca Tan­rı, hem o ki­şi­yi hem de bi­zi o ana ka­dar tec­rü­be et­me­di­ği­miz bir ışı­ğa getire­cek­tir. Tan­rı, o ki­şi­nin du­ru­mu­nu hem ona hem de bi­ze ışık­ta açıkça gös­te­re­cek­tir. O za­man bel­ki biz da­ha ön­ce emin ol­duğumuz­ çö­pün ger­çek­te var ol­ma­dı­ğı­nı gö­re­ce­ğiz ve as­lın­da bu­nun sev­gi­siz­li­ğin oluş­tur­du­ğu bir ku­run­tu ol­du­ğu­nu an­la­ya­ca­ğız. Bu­nu an­la­dı­ğı­mız­da ve töv­be et­ti­ği­miz­de, emin olun ki, o ha­ri­ka esen­li­ği, hu­zu­ru, ba­rı­şı ve bere­ke­ti ya­şa­ya­ca­ğız.


26-03-2018:

 

PAZARTESİ

Montag

26

MART

März

 

Ey iki yüzlü! Önce kendi gözünden merteği çıkar.

Matta 7: 5
 

Heuchler, zieh zuerst den Balken aus deinem Auge!

Matthäus 7, 5
 

der Heuchler: iki yüzlü
 

Mer­tek, ko­ca­man bir sı­rık, bir ka­las­tır, demiştim. Tan­rı Sö­zü, bu sırı­ğın bir an ön­ce gö­zü­nüz­den çık­ma­sı ge­re­kir di­yor. Ya­ni, zo­run­lu olarak ilk yap­ma­mız ge­re­ken şey, ken­di gö­zü­müz­de­ki mer­te­ği çı­kar­mak ol­ma­lı­dır. Bir ki­şi­ye kar­şı içi­miz­de ta­şı­mış ol­du­ğu­muz sev­gi­siz­li­ğin bir gü­nah ol­du­ğu­nu bil­me­miz şart­tır. O mer­te­ği, bi­zim gü­nah­la­rı­mız için ca­nı­nı ve­ren İsa Me­sih’e gö­tür­me­miz gerekir. İsa’yı ora­da gör­me­miz ve o gü­na­hı­mı­zın İsa’ya ne ka­dar pa­ha­lı­ya mal ol­du­ğu­nu bil­me­miz ge­re­kir. İsa’nın ayak­la­rı di­bin­de bo­yun eğ­me­miz, töv­be et­me­miz ve O’nun güna­hı­mı­zı yı­ka­ma­sı­nı is­te­me­li­yiz. Bu­nu yap­tık­tan son­ra da İsa’nın bi­zi bağışladığına­ gü­ven­me­li­yiz. Eğer bu­nu sa­mi­mi­yet­le ya­par­sak, emin olun ki o kim­se­ye kar­şı da yü­re­ği­miz­de bir sev­gi olu­şa­cak­tır; kendimiz de esenliğe kavuşacağız.

Bun­la­rı yap­tık­tan son­ra bel­ki töv­be­ye ya­kı­şan bir tu­tum ile o kim­se­ye git­me­miz, yü­re­ği­miz­de olu­şan gü­na­hı ona açık­la­ma­mız ge­re­kir. Ay­nı za­man­da o gü­na­hı Rab’bin na­sıl ba­ğış­la­dı­ğı­nı açık­la­yıp o kim­se­nin de bi­zi ba­ğış­la­ma­sı­nı ri­ca et­me­miz ge­re­ke­cek­tir.


25-03-2018:

 

PAZAR

Sonntag

25

MART

März

 

Kendi gözünde mertek varken kardeşine nasıl, “izin ver, gözündeki çöpü çıkarayım” dersin?

Matta 7: 4

Oder wie wirst du zu deinem Bruder sagen: “Erlaube, ich will den Splitter aus deinem Auge ziehen”, während der Balken in deinem Auge ist?

Matthäus 7, 4
 

Han­gi tu­tum ve dav­ra­nış­la­rı­mız gö­zü­müz­de mer­tek ya da çöp olur? Biz­de­ki tep­ki­nin mer­tek ya da çöp ol­ma­sı için olay­la­rın bü­yük ve şiddet­li ol­ma­sı­na ge­rek yok­tur. Kin güt­me­nin baş­lan­gı­cı bir mer­tek­tir. Kö­tü bir dü­şün­ce­nin ak­lı­mız­da uya­nı­şı bir mer­tek­tir. Sev­gi­siz eleş­ti­ri­nin ilk be­lir­ti­si de mer­tek­tir. Mer­tek or­ta­ya çı­kın­ca gö­rü­şü­mü­zü bo­zar ve kar­deş­le­ri­mi­zi ol­duk­la­rı gi­bi ka­bul et­me­mi­zi en­gel­ler. Ya­ni Tan­rı’nın on­la­ra ver­di­ği de­ğe­ri gö­re­me­yiz; Tan­rı’nın on­la­rı da bi­zi sev­di­ği oran­da sev­di­ği­ni gö­re­me­yiz. Bu mer­tek yü­re­ği­miz­de olduğu sürece kardeşimizle ko­nuş­tu­ğu­muz­da onu bize karşı kış­kır­tı­rız­. Çün­kü in­san­lar ara­sın­da­ki iliş­ki­le­rin ya­sa­sı şöy­le­dir: "Nasıl yargılarsanız öyle yargılanacaksınız. Hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız” (Matta 7:2).

Ken­di gö­zü­müz­de mer­tek var­ken kar­de­şi­mi­ze, ‘i­zin ver, gö­zün­de­ki çöpü çı­ka­ra­yım’ de­me­miz, utanç verici bir durumdur. Kardeşim, bir an ön­ce bu trajediden­ kur­tul­ma­lı­yız!


24-03-2018:

 

CUMARTESİ

Samstag

24

MART

März

 

Kendi gözünde mertek varken kardeşine nasıl, “izin ver, gözündeki çöpü çıkarayım” dersin?

Matta 7: 4
 

Oder wie wirst du zu deinem Bruder sagen: “Erlaube, ich will den Splitter aus deinem Auge ziehen”, während der Balken in deinem Auge ist?

Matthäus 7, 4
 

Mer­tek ko­ca­man bir sı­rık­tır. Ama bu­ra­da­ki an­la­mıy­la mer­tek, bir kim­se­nin gö­zün­de­ki çö­pe kar­şı­lık bi­zim gös­ter­di­ği­miz yanlış, sev­gi­siz tu­tum­dur. Kar­şı­da­ki el­bet­te ku­sur­suz de­ğil, ama bi­zim o ha­ta­ya kar­şı gös­ter­di­ği­miz tep­ki yan­lış­tır. Kar­şı­mız­da­ki kim­se­nin olum­suz tu­tu­mu biz­de sev­gi­siz bir tu­tu­mu, ki­ni, eleş­ti­ri­ci­li­ği, acı­lı­ğı ve kö­tü dü­şün­ce­yi oluş­tur­muş­tur. Bun­la­rın tü­mü sev­gi­siz­li­ğin çe­şit­li bo­yut­la­rı­dır. İş­te İsa Me­sih, bu ha­ta­nın ba­zen bi­linç­siz ola­rak iş­le­nen o ufak ha­ta­lar­dan çok da­ha kö­tü ol­du­ğu­nu söy­le­mek­te­dir.

Unutmayın! Bir baş­ka­sı­nı işa­ret par­ma­ğı­mız­la gös­te­rip de bu se­nin suçun­dur de­di­ği­mizde­, eli­miz­de­ki üç ay­rı par­mak ken­di­mi­ze yö­ne­lir. San­ki bir baş­ka­sı­nı tek par­ma­ğı­mız­la suç­lar­ken, üç par­ma­ğı­mız bir­den bi­ze ‘sen üç kat da­ha suç­lu­sun’ di­yor. Tan­rı biz­le­re mer­ha­met et­sin! Çün­kü ni­ce ke­re­ler böy­le­si­ne suç iş­le­dik. Kaç ke­re iki­yüz­lü­lü­ğü­müz­le bir baş­ka­sın­da­ki ha­ta­yı dü­zelt­me­ye gi­riş­tik! Bun­la­rı gör­me­li ve Rab’bin yar­dı­mıy­la bir an ön­ce bu ön yar­gı­lar­dan kur­tul­malıyız!


23-03-2018:

CUMA

Freitag

23

MART

März

 

Kendi gözünde mertek varken kardeşine nasıl, “izin ver, gözündeki çöpü çıkarayım” dersin?

Matta 7: 4
 

Oder wie wirst du zu deinem Bruder sagen: “Erlaube, ich will den Splitter aus deinem Auge ziehen”, während der Balken in deinem Auge ist?

Matthäus 7, 4
 

İsa Me­sih bi­ze ken­di gö­zü­müz­de ko­ca­man bir mer­tek ‑­ ko­ca­man bir sı­rık var­ken baş­ka­sı­nın gö­zün­de olan kü­çü­cük bir çö­pü çı­kar­ma­nın ola­nak­sız ol­du­ğu­nu çok açık bir şe­kil­de be­lir­ti­yor. Böy­le bir du­rum­da, baş­ka­sı­nın gö­zün­de­ki çö­pü çı­kar­ma­mı­za im­kan yok­tur. Çün­kü doğ­ru dü­rüst gör­me­miz za­ten ola­nak­lı de­ğil­dir. Bu ha­li­miz­le çö­pü çı­kar­ma­ya yel­ten­mek sa­de­ce al­dat­ma­ca ve iki­yüz­lü­lük olur. Böy­le­ce baş­ka­sı­nın gö­zün­de­ki kıy­mık ya da çö­pe ait­ İsa’nın ne de­mek is­te­diği­ni öğ­re­ni­yo­ruz. Bu çöp, bir baş­ka­sı­nın bi­ze kar­şı ta­kın­dı­ğı bir du­rum ola­bi­lir. Mer­tek ay­nı za­man­da, di­ğer bir kim­se­nin gö­zün­de­ki çö­pe kar­şı­lık bi­zim gösterdi­ği­miz sev­gi­siz tu­tum­dur. Di­ğer bir ki­şi­de de kesinlikle ha­ta vardır­. Ama o ha­ta­ya kar­şı bi­zim gös­ter­di­ği­miz tep­ki yi­ne ha­ta­dır. Neden? Çünkü on­da olan çöp biz­de kin ya­rat­mış ve bi­zi buz ka­lıp­la­rı­na dö­nüş­tür­müş­tür. Biz­de eleş­ti­ri­ci­li­ği, acı­lı­ğı ve kö­tü dü­şün­ce­yi oluşturmuş­tur. Bun­la­rın tü­mü sev­gi­siz­li­ğin çe­şit­li şe­kil­le­ri­dir. Yargılamada en büyük zararı kendimize verdiğimizi de unutmayalım!


22-03-2018:
 

 

PER ŞEMBE

Donnerstag

22

MART

März

 

Kendi gözünde mertek dururken kardeşine nasıl, "Bırak gözünden çöpü çıkarayım” dersin? Ey ikiyüzlü! Önce kendi gözünden merteği çıkar, o vakit kardeşinin gözünden çöpü çıkarmak için açık‑seçik görürsün.

Matta 7:4‑5  

 

Oder wie wirst du zu deinem Bruder sagen: "Erlaube, ich will den Splitter aus deinem Auge ziehen”; und siehe, der Balken ist in deinem Auge? Heuchler, zieh zuerst den Balken aus deinem Auge! Und dann wirst du klar sehen, um den Splitter aus deines Bruders Auge zu ziehen.

Matthäus 7, 4-5  

Başkalarını sert bir şekilde eleştirme olayına gerçekten dikkat etmeliyiz. Bir yanda İsa Mesih, diğer insanları aceleyle ve sert bir şekilde eleştirmeyin, derken, öbür yandan da, insanları hayatlarında verdikleri meyvelerden tanıyacaksınız, diyor. Bunu yapabilmek için değer yargılarımızı kullanmamız gerekecektir. Yani söz konusu, kişisel olarak ürün verip vermediği konusunda yargılamış olacağız. Ünlü bir Mesih imanlısı şöyle dedi: “Ben bir yargıç değilim, ama meyve müfettişiyim”. Bir Mesih imanlısının hayatında meyve verip vermediği konusunda değer yargılarımızı kullanabiliriz.

 Şimdi tüm bunları söylerken, her şeyi sineye çekeceğiz demek değildir bu. Elbette yanlış olduğundan emin olduğumuz konularda ödün vermeksizin karşı durmamız gerekir. Yanlışa, yanlış öğretiye, günaha asla taviz vermemeliyiz. Hatta günah konusunda sert bile olmalıyız. Yani günahtan nefret etmeliyiz ve bunu da açıkça göstermeliyiz. Ama kardeşlerimizi yargılama konusunda asla acele etmemeli ve sert olmamalıyız.

 
21-03-2018:

ÇAR ŞAMBA

Mittwoch

21

MART

März

 

Kardeşlerim, iyilikle dolu, her bilgiyle donanmış olduğunuzdan eminim. Ayrıca birbirinize öğüt verecek durumdasınız.

Romalılar 15: 14
 

Meine Brüder, ich bin überzeugt, dass ihr mit Güte und aller Erkenntnis erfüllt seid, fähig, einander zu ermahnen.

Römer 15, 14
 

erfüllt, geschmückt: donanmış
 

Tan­rı Sö­zü’n­de baş­ka­la­rı için son de­re­ce an­la­yış­lı ve on­la­ra sev­gi gös­ter­me­miz is­te­ni­yor. O ki­şi­nin gö­zün­de du­ran ve gö­rü­şü­ne engel olan­ çö­pü çı­ka­ra­bil­me­miz için eli­miz­den ge­le­ni yap­ma­lı­yız. İn­cil’in İbra­ni­ler mek­tu­bunda­ şöy­le ya­zar: ABir­bi­ri­ni­zi her gün yü­rek­len­di­rin. Öy­le ki, hiç­bi­ri­ni­zin yü­re­ği na­sır­laş­ma­sın!” (İbr.3:13) ve ABir­bi­ri­mi­zi sev­gi ve iyi işler için na­sıl gay­re­te ge­ti­re­bi­le­ce­ği­mi­zi dü­şü­ne­lim... Gü­nün yak­laş­tı­ğı­nı gör­dük­çe bir­bi­ri­mi­zi da­ha çok yü­rek­len­di­re­lim” (İbr.10:24S25). Yu­han­na 13:14'te de şun­lar ya­zı­lı­dır: A Şim­di ben, Rab ve Öğ­ret­men iken ayak­la­rı­nı­zı yı­ka­dı­ğı­ma gö­re siz­ler de bir­bir­le­ri­ni­zin ayak­la­rı­nı yıka­ma­lı­sı­nız.” Me­sih İsa’dan ge­len ve bi­zim yü­rek­le­ri­mi­ze dö­kü­len sev­gi an­cak kar­deş­le­ri­mi­ze bu şe­kil­de yar­dım et­me­mi­zi gö­nül­lü ve istek­li kı­la­cak­tır. İmanlılar olarak sevgi ve al­çak­gö­nül­lü­lük­le bir­bi­ri­mize­ des­tek ol­ma­mız baş­ka­la­rı­na ör­nek ola­cak­tır. On­la­ra iyi bir ta­nık­lık ola­cak­tır bu; hem de Tan­rı’nın be­re­ke­ti­ni ya­şa­ya­cak ve bu be­re­ket bu yol­la biz­den on­la­ra uza­na­cak­tır.

20-03-2018:

SALI

Dienstag

20

MART

März

 

Neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de, kendi gözündeki merteği görmezlikten gelirsin?

Matta 7: 3 

Was aber siehst du den Splitter, der in deines Bruders Auge ist, den Balken aber in deinem Auge nimmst du nicht wahr?
Matthäus 7, 3
 

der Balken: mertek
 

Kar­de­şi­min ya da ar­ka­da­şı­mın gö­zü­ne bir şey kaç­tı! Tan­rı Sözü’nün çöp de­di­ği çok kü­çük bir kıy­mık ol­ma­sı­na kar­şın, in­sa­nın gözü­ne kaç­tı­ğı za­man, çok bü­yük acı ve­rir. An­cak o kü­çü­cük çöp çık­tı­ğı za­man acı di­ner. Gö­zü­ne çöp ka­çan bir kim­se­ye el­bet­te ki yar­dım etmek gerekir­. Bu kar­şı­lık­lı olan da­ya­nış­ma­dır. Bu açı­dan bak­tı­ğı­mız za­man, Mat­ta 7:3S5'te sö­zü edi­len çöp ve mer­tek hak­kın­da­ki öğreneceğimiz ders, kar­şı­mız­da­ki­nin gö­zün­de ola­nı gör­mek de­ğil, ken­di gö­zü­müz­de ola­nı gör­mek­tir. Ken­di gö­zü­müz­de­ki mer­te­ği gör­me­den kar­şı­mız­da­ki kim­se­ye yar­dım ede­me­yiz. Ne var ki, ken­di gö­zü­müz­de­ki mer­te­ği gördü­ğü­müz za­man an­cak bir­bi­ri­mi­ze yar­dım ede­bi­li­riz. Mat­ta 7'de suçla­ma, yar­gı­la­ma ke­sin ola­rak ya­sak­la­nı­yor. Suç­la­ma ve yar­gı­la­ma yü­re­ği­miz­den sö­kü­lüp atıl­dı­ğı za­man ayet şöy­le de­vam eder: “İş­te o zaman kar­de­şi­nin gö­zün­de­ki çö­pü çı­kar­mak için gö­rür­sün.”

19-03-2018:

 

PAZARTESİ

Montag

19

MART

März

 

Neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de, kendi gözündeki merteği görmezlikten gelirsin?

Matta 7: 3
 

Was aber siehst du den Splitter, der in deines Bruders Auge ist, den Balken aber in deinem Auge nimmst du nicht wahr?

Matthäus 7, 3
 

der Splitter, der Span, der Abfall: çöp
 

As­lın­da bu­ra­da “çöp” di­yor, ama bi­zim bil­di­ği­miz çöp­ten söz etmiyor. Kü­çü­cük bir toz par­ça­sı­nı di­le ge­ti­ri­yor. Peki ama mertek nedir? Mer­tek, ya­pı­lar­da kul­la­nı­lan dört kö­şe veya yu­var­lak, ka­lın­ca bir sı­rık­tır. Çöp, kıy­mık el­le tu­tu­la­ma­ya­cak ka­dar kü­çü­cük bir şey­dir.  Şim­di kos­ko­ca­man bir sı­rık ile ufa­cık bir kıy­mık par­ça­sı kar­şı­laş­tı­rı­lı­yor. Kendi gö­züm­de koskocaman bir sı­rık ağa­cı var­ken, bu­nu gör­me­mek, ama kar­şım­da­ki­nin gö­zün­de­ki ufa­cık bir çö­pü gör­mek as­lın­da ne ka­dar kör ol­du­ğu­mu­zun bir gös­ter­ge­si­dir. Ne ya­zık ki, biz­ler yar­gı­la­ma konusun­da ge­nel­de böy­le­yiz. Ko­ca­man bir mer­tek ka­dar bü­yük olan ken­di ha­ta­mı­zı gö­re­mi­yo­ruz, ama kar­de­şi­mi­zin en kü­çük ha­ta­sı­nı he­men fark ediyoruz. Bu mer­tek as­lın­da eleş­ti­ri ve ön­yar­gı mer­te­ği­dir. Önyargı­la­rı­mız ger­çek­le­ri gö­re­bil­me­mi­ze en­gel olu­yor. Gö­zü­müz­de bir mer­tek var­ken kar­de­şi­mi­zin gö­zün­de­ki toz par­ça­cı­ğı­nı na­sıl gö­re­bi­li­riz? Ken­di ha­ta­la­rı­mız o ka­dar bü­yük olu­yor ki, bu ha­ta­mız­dan do­la­yı kardeşi­mi­zin en kü­çük ha­ta­sı­nı doğ­ru dü­rüst yar­gı­la­ya­mı­yo­ruz. Bu aslın­da bi­zi utan­dır­ma­lı­dır.


18-03-2018:

 

PAZAR

Sonntag

18

MART

März

 

İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın.

Matta 7: 12
 

Wie ihr wollt, dass die Menschen euch behandeln, so behandelt auch ihr sie.

Matthäus 7, 12
 

wollen: istemek
 

Ai­le içe­ri­sin­de, in­san­lar ara­sın­da, gün­lük ya­şa­mım­da ne is­ti­yo­rum, ne­le­ri bek­li­yo­rum? Eşim, ai­le fert­le­rim, kar­deş­ler, in­san­lar, kom­şu­la­rım ba­na ve de­dik­le­ri­me say­gı gös­ter­sin­ler. Be­nim­le alay et­me­sin­ler. Ba­na kar­şı sa­bır­lı, hoş­gö­rü­lü ol­sun­lar. Be­ni teş­vik et­sin­ler, işi­mi öv­sün­ler. Hak­kım­da kö­tü de­ğil, iyi ko­nuş­sun­lar, ih­ti­ya­cım ol­du­ğu za­man be­ni des­tek­le­sin­ler, ba­na yar­dım et­sin­ler vb. Bun­la­rı bek­li­yor ve is­ti­yor­sam, bun­la­rın doğ­ru ve iyi ol­du­ğu­na da ina­nı­yo­rum de­mek­tir. Öy­ley­se ba­na ya­pıl­ma­sı­nı is­te­dik­le­ri­mi ben de eşi­me, ai­le fert­le­ri­me, kar­deş­le­ri­me, kom­şu­la­rı­ma ve in­san­la­ra gös­ter­me­li­yim. Bu aynı zamanda iman ilkesidir.

Tan­rı da bi­ze za­ten şöy­le di­yor: “İn­san­la­rın si­ze na­sıl dav­ran­ma­sı­nı istiyor­sa­nız, siz de on­la­ra öy­le dav­ra­nın.”


17-03-2018:

CUMARTESİ

Samstag

17

MART

März

 

İnsanların size nasıl davranmalarını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın.

Matta 7: 12

Wie ihr wollt, dass die Menschen euch behandeln, so behandelt auch ihr sie.

Matthäus 7, 12
 

sich verhalten, handeln: davranmak
so: öyle

 

Biz dai­ma baş­ka­la­rı­nın bi­ze yap­tık­la­rın­dan, bi­zi kır­dık­la­rın­dan, yara­la­dık­la­rın­dan, bi­ze hak­sız­lık et­tik­le­rin­den, bi­zi say­ma­dık­la­rın­dan, bi­zim hak­kı­mı­zı ye­dik­le­rin­den şi­ka­yet ede­riz!­ Ba­şı­mı­za ne gel­diy­se hep onun bu­nun yü­zün­den gel­di di­ye dü­şü­nü­rüz. Ne­den­se, hep haksızlı­ğa uğ­ra­yan bi­ziz, hep bi­zim hak­kı­mı­zı yi­yor­lar! Ama bi­zim de baş­ka­la­rı­na ne ka­dar acı, ıs­tı­rap ver­di­ği­mi­zi, hak­sız­lık et­ti­ği­mi­zi, kar­deş­le­ri­mi­zi yara­la­dı­ğı­mı­zı, kır­dı­ğı­mı­zı, in­cit­ti­ği­mi­zi ak­lı­mı­za bi­le ge­tir­me­yiz ko­lay ko­lay. İn­san­la­rın bi­ze say­gı gös­ter­me­le­ri­ni, biz­le­ri sev­me­le­ri­ni, biz­le­ri din­le­me­le­ri­ni, bi­ze kar­şı sa­bır­lı, hoş­gö­rü­lü, an­la­yış­lı ol­ma­la­rı­nı bek­le­riz. Ya biz! İs­ter ai­le içe­ri­sin­de, is­ter kar­deş­le­ri­miz ara­sın­da, is­ter in­san­lar ara­sın­da ol­sun, on­la­ra kar­şı ge­re­ken sev­gi­yi, say­gı­yı, hoş­gö­rü­yü göstermiyoruz!­ Tan­rı,­ “İn­san­la­rın si­ze na­sıl dav­ran­ma­sı­nı is­ti­yorsa­nız, siz de on­la­ra öy­le dav­ra­nın” diyor (Mat­ta 7: 12). Pe­ki biz­ler böy­le davra­nı­yor mu­yuz? Eğer dav­ran­mı­yor­sak, o za­man baş­ka­la­rın­dan ne hak­la say­gı ve sev­gi bek­le­ye­bi­li­riz? Öy­le yağ­ma yok!­ Ne eker­sen, onu bi­çer­sin!

16-03-2018:

 

CUMA

Freitag

16

MART

März

 

Yargılamayın ki yargılanmayasınız. Çünkü hangi yargıyla yargılarsanız onunla yargılanacaksınız. Hangi ölçüyle ölçerseniz aynı ölçü sizlere de uygulanacaktır.

Matta 7: 1-2
 

Richtet nicht, damit ihr nicht gerichtet werdet! Denn mit welchem Gericht ihr richtet, werdet ihr gerichtet werden, und mit welchem Maß ihr messt, wird euch zugemessen werden.

Matthäus 7, 1-2
 

Ba­zen ken­di­mi­zi baş­ka­la­rıy­la kar­şı­laş­tı­rı­rız. Sev­me­di­ği­miz bi­ri­ne olum­suz ba­kar, ‘ca­nım, be­nim gü­na­hım onun­ki ka­dar da fe­na de­ğil; hem o da­ha gü­na­hı­nı açık­la­yıp töv­be et­me­di!’ di­ye söy­le­ni­riz. Oy­sa biz her za­man ön­ce ken­di yü­re­ği­mi­ze, ken­di gü­na­hı­mı­za bak­ma­lı­yız. Eğer güna­hın cid­di­ye­ti­ni, yı­kı­cı­lı­ğı­nı an­lar­sak, ar­tık ken­di gü­na­hı­mı­zı bir baş­ka­sı­nın gü­na­hıy­la kar­şı­laş­tır­ma­ya­ca­ğız. Eğer ken­di gü­na­hı­mı­zın çirkinliği­ni gö­rüp de bun­dan töv­be edersek, o zaman kar­de­şi­mi­ze, insan­la­ra sevgi­siz­ce yak­laş­ma­ya­ca­ğız. İşa­ret par­ma­ğı­mız­la bi­ri­si­ni göster­di­ği­miz za­man, üç par­ma­ğı­mı­zın bi­zi gös­ter­di­ği­ni unut­ma­ya­lım!

Ba­zen yük­sek ses­le hay­kı­ra­rak bir gü­na­hı eleş­ti­ren ki­şi, as­lın­da ay­nı güna­hı ken­di ya­şa­mın­da giz­li­ce sür­dü­rü­yor. Ne de­di Kut­sal Ki­tap? “Baş­ka­sı­nı yar­gı­la­ma­yın ki, siz de yar­gı­lan­ma­ya­sı­nız. Baş­ka­sı­nı na­sıl yar­gı­lar­sa­nız, siz de ay­nı şe­kil­de yar­gı­la­na­cak­sı­nız. Han­gi öl­çüy­le ölçerse­niz, ay­nı öl­çü siz­le­re de uy­gu­la­na­cak­tır.”


15-03-2018:

 

PER ŞEMBE

Donnerstag

15

MART

März

 

Başkalarını yargılamayın ki, Tanrı da sizi yargılamasın. Çünkü hangi yargıyla yargılarsanız onunla yargılanacaksınız. Hangi ölçüyle ölçerseniz aynı ölçüyle ölçüleceksiniz.

Matta 7:1‑2
 

Richtet nicht, damit ihr nicht gerichtet werdet! Denn mit welchem Gericht ihr richtet, werdet ihr gerichtet werden, und mit welchem Maß ihr messt, wird euch zugemessen werden.

Matthäus 7, 1-2
 

Bugün okuduğumuz ayetlerde, Ayargılamayın” derken bunun anlamı oldukça geniştir. AKarar vermek, iki şey arasında ayırım yapmak, birisini yargılamak, birisinden öç almak, birisini lanetlemek” gibi anlamlara gelmektedir. Bu ayetler, Tanrı çocuğunun yargı değerlerini kullanıp bir durum ya da bir kişinin davranışları konusunda karar vermesini yasaklamıyor. Yasakladığı şey, karşıdakinin niyet ve düşüncesinin ne olduğunu bilmeden, onları yargılamaktır. Bizler genelde karşımızdaki insanın neden öyle ya da böyle davrandığını bilmiyoruz. Biz sadece dışa yansıyan bazı hareketleri, sözleri ve tavırları görebiliyoruz. Tanrı bizim kötülüğe karşı durmamızı, kötü davranışları yargılamamızı yasaklamıyor. Ancak bizler diğer insanları, kardeşlerimizi yargılamakta acele edersek, sert ve haksız bir şekilde yargılayıcı bir duruma düşeriz. Böyle bir kişi, başkalarını yargıladığı için kendisi yargılanmış duruma düşüyor. İşte Rabbimiz bu ayetlerde bu düşünceyi dile getirmektedir.


14-03-2018:

 

ÇAR ŞAMBA

Mittwoch

14

MART

März

 

Tanrı’nın sevgisi, bizlere verilen Kutsal Ruh aracılığıyla yüreklerimize dökülmüştür.

Romalılar 5: 5
 

Gottes Liebe ist ausgegossen in unsere Herzen durch den Heiligen Geist, der uns gegeben ist.

Römer 5, 5
 

das Herz: yürek
gießen, ausgießen: dökmek


 

İn­san hem ai­le içe­ri­sin­de, hem de in­san­lar ara­sın­da na­sıl ba­rış, uyum ve hu­zur içe­ri­sin­de ya­şa­ya­bi­lir? Me­sih İsa’dan ge­len ve ken­di­si­ne iman eden­le­rin yü­rek­le­ri­ne ge­len Kut­sal Ruh ara­cı­lı­ğıy­la. Ya­ni, İsa Mesih’e iman eden bir in­san Kut­sal Ruh’a sa­hip olur. Tan­rı Ru­hu olan Kut­sal Ruh, o kim­se­nin yü­re­ğin­de ko­nut ku­rar. Kut­sal Ruh’un ilk ürü­nü sev­gi­dir. Kut­sal Ruh’un in­san yü­re­ğin­de oluş­tur­du­ğu sev­gi sa­ye­sin­de yar­dım et­me­ye, al­çak­gö­nül­lü ol­ma­ya, kı­rıl­ma­ya gö­nül­lü ve is­tek­li oluruz. Ger­çek­ten de Tan­rı’nın ön­der­li­ğin­de is­tek­li ve al­çak­gö­nül­lü olup bir­bi­ri­mi­zi is­tek­len­dir­di­ği­miz ve bir­bi­ri­mi­ze des­tek ol­du­ğu­muz zaman baş­ka­la­rı­na ör­nek ola­ca­ğız. Böy­le­ce hem baş­ka­la­rı­na iyi bir tanık­lık ola­cak, hem de Tan­rı’nın be­re­ke­ti bu yol­la on­la­ra da eri­şe­cek­tir.

As­lın­da gu­ru­ru­muz, inat­çı­lı­ğı­mız, kısacası günahımız ya­şa­ma­mız­da Tan­rı Ru­hu’nun iş­le­me­si­ni en­gel­ler. Kut­sal Ruh, iti­raf edil­me­miş gü­nah ne­de­niy­le üzü­lür. Kut­sal Ruh’a sa­hip olan iman­lı­nın yap­ma­sı ge­re­ken, Ruh’un ken­di­si­ni de­net­le­me­si­ne, onu yön­len­dir­me­si­ne izin ver­me­si­dir.


13-03-2018:

 

SALI

Dienstag

13

MART

März

 

Şimdi ben, Rab ve Öğretmen olduğum halde ayaklarınızı yıkadığıma göre, sizler de birbirinizin ayaklarını yıkamakla yükümlüsünüz.

Yuhanna 13: 14
 

Wie nun ich, der ich Herr und Lehrer bin, eure Füße gewaschen habe, so seid auch ihr schuldig, einander die Füße zu waschen.

Johannes 13, 14
 

İsa Me­sih çok bil­ge­li ve ün­lü bir öğ­ret­men­di. Bir gün öğ­ren­ci­le­riy­le be­ra­ber ye­me­ğe otu­ra­cak­tı. Ye­mek­ten ön­ce ayak yı­ka­mak o dö­nem­ler­de ‑ özel­lik­le or­ta do­ğu­da ‑ bir ge­le­nek­ti. Oy­sa ayak yı­ka­yan bir hiz­met­çi yok­tu o an­da. Hiç­bir söz söy­le­me­den İsa, öğ­ren­ci­le­ri­nin ayak­la­rı­nı yıkama­ya baş­la­dı. On iki ki­şi­nin ayak­la­rı­nı yı­ka­dık­tan son­ra sof­ra­ya otur­du. Uta­nan öğ­ren­ci­le­ri­ne, ABen, Rab ve Öğ­ret­men ol­du­ğum hal­de ayak­la­rı­nı­zı yı­ka­dım, siz­ler de bir­bi­ri­ni­zin ayak­la­rı­nı yı­ka­ma­lı­sı­nız” dedi.

Ev­le­ri­miz­de her bi­ri­miz öte­ki­le­ri­ne se­ve se­ve hiz­met edi­yor mu? Yok­sa hep baş­ka­la­rın­dan hiz­met bek­le­yen­le­rin ara­sın­da mı­yız? Bu­la­şık yıkamak her za­man an­ne­nin ya da kız­la­rın mı işi­dir? Çöp­le­ri bo­şalt­mak hep kı­zın mı öde­vi­dir? Ha­yır! Hiz­met et­mek as­lın­da onur­lu bir iş­tir. Hiz­met et­me­yi hep baş­ka­la­rı­na bı­rak­ma­ya­lım; biz­ler hiz­met et­me­yi öğren­me­li­yiz.

12-03-2018:

 

PAZARTESİ

Montag

12

MART

März

 

Kardeşlerim, sizlerin iyilikle dolu, her tür bilgiyle kuşanmış, birbirinize öğüt verecek güçte olduğunuza kesin inancım vardır.

Romalılar 15: 14

Meine Brüder, ich bin überzeugt, dass ihr mit Güte und aller Erkenntnis erfüllt seid, fähig, einander zu ermahnen.

Römer 15, 14
 

der Rat, die Ermahnung: öğüt
 

Ai­le içe­ri­sin­de, ha­ri­ka olan ne­dir, bi­li­yor mu­su­nuz? Bir­bi­ri­mi­zi dinle­mek, ce­sa­ret­len­dir­mek, ye­ri gel­di­ğin­de bir­bi­ri­mi­ze öğüt ver­mek, bun­lar üze­rin­de dü­şün­mek­tir. Ama maalesef, ai­le fert­le­ri­nin bir­bir­le­ri­ni din­le­me­si, bir­bir­le­ri­ne akıl da­nış­ma­sı ve bir­bir­le­ri­nin öğüt­le­ri­ni dinleme­si, hiç de ko­lay de­ğil­dir. Bı­ra­kın din­le­meyi, ce­sa­ret­len­dir­meyi, ço­ğu za­man bir­bi­ri­mi­zi suç­lar, bir­bi­ri­mi­zi yık­ma­ya, kü­çük dü­şür­me­ye ça­lı­şırız­. Su­çu her za­man kar­şı ta­raf­ta gö­rürüz­. Oy­sa Tan­rı Sö­zü bi­ze açık ve ke­sin bir şe­kil­de bir­bi­ri­mi­ze öğüt ver­me­mi­zi söy­lü­yor. Öğüt verirken de an­la­yış­lı, al­çak­gö­nül­lü­, in­ce dü­şün­ce­li ve mer­ha­met­li olmamız ge­rek­ti­ği­ni hiç­bir za­man unut­ma­ya­lım. eşi­mi­ze, dos­tu­mu­za ve baş­ka in­san­la­ra yol gös­te­re­bil­mek için al­çak­gö­nül­lü, an­la­yış­lı ve merhametli­ ol­ma­mız ge­re­kir. Hem de öğüt ver­me­den ön­ce ken­di hayatımı­zın dü­zen­li ol­ma­sı­na dik­kat et­me­li­yiz. İsa Me­sih şöy­le dedi:­ AKar­de­şi­nin gö­zün­den kü­çük bir çö­pü çı­kar­mak is­te­yen sen, ön­ce ken­di gö­zün­de olan mer­te­ği çı­kar. An­cak o za­man kar­de­şi­nin gö­zün­de­ki çö­pü çı­kar­mak için iyi gö­rür­sün.”



 

11-03-2018:

PAZAR

Sonntag

11

MART

März

 

Her bakımdan alçakgönüllü, yumuşak huylu, sabırlı olun, sevgiyle birbirinize katlanın.

Efesoslular 4: 2
 

(Wandelt) mit aller Demut und Sanftmut, mit Langmut, einander in Liebe ertragend!

Epheser 4, 2
 

in allem, in jeder Hinsicht: her bakımdan
ertragen, erdulden: katlanmak

 

Aca­ba Tan­rı biz­le­re na­sıl dav­ran­mak­ta­dır? Biz­le­re yak­la­şı­mı nasıldır? Bi­li­yor­su­nuz ki, Tan­rı kut­sal ve son­suz­dur. O’n­da ku­sur yoktur. Bu kut­sal, ku­sur­suz Tan­rı biz­le­re kar­şı ger­çek­ten de son­suz sevgiy­le, son­suz sa­bır­la dav­ra­nı­yor. Pe­ki, biz in­san­la­ra kar­şı na­sıl davra­nı­yo­ruz? Dos­tum, kar­şı­mız­da­ki in­sa­nın de­ğiş­me­si­ni is­ti­yor­sak, onla­ra kar­şı sa­bır­lı ol­ma­lı­yız; sa­bır­la dua et­me­li,sev­me­yi sür­dür­me­li­yiz. Kar­şı­mız­da­ki in­sa­nı de­ğiş­tir­me işi Tan­rı’nın işi ola­cak. Tan­rı bu işi görün­ce, ara­mız­da ye­ni­den hu­zur, bir­lik, af­fet­me, be­re­ket ola­cak.

Gü­nah­lı olu­şu­muz, bi­zim her in­san­la or­tak olan tek yö­nü­müz­dür. Ay­nı ge­mi­nin yol­cu­su­yuz, ya­ni gü­nah­lı­yız. Bu ne­den­le al­çak­gö­nül­lü­lük­le hepimiz Tan­rı’nın önün­de dur­malıyız­. Gü­nah­la­rı­mız ba­ğış­lan­dı­ğı zaman, af­fe­dil­me­nin ver­di­ği o de­rin se­vin­ci, iç hu­zu­ru ye­ni­den tat­ma­ya baş­la­rız. Rab, “Her ba­kım­dan al­çak­gö­nül­lü, yu­mu­şak huy­lu, sa­bır­lı olun, sev­giy­le bir­bi­ri­ni­ze kat­la­nın” di­ye bu­yur­mak­ta­dır. Tan­rı’nın bu buy­ru­ğu­na uy­mak ön­ce bi­zim ha­ya­tı­mı­zı zen­gin­leş­ti­rir, be­re­ket­ler, sonra da bi­zim ara­cı­lı­ğı­mız­la baş­ka­la­rı­nı.

10-03-2018:

 

CUMARTESİ

Samstag

10

MART

März

 

Birbirinizi kardeşçe sevin.  Şefkatli ve alçakgönüllü olun.

1 Petrus 3: 8 b


Seid voll brüderlicher Liebe, barmherzig, demütig.

1. Petrus 3, 8 b

der Bruder, die Schwester: kardeş

brüderlich, schwesterlich: kardeşçe
 

Sert, ka­ba in­san her za­man, ‘ha­ta ve ku­sur se­nin­dir’ der. Ya­ni su­çu, ha­ta­yı dai­ma baş­ka­sın­da arar. Her­han­gi bir so­run­da, suç­lu her za­man baş­ka­sı­dır. Al­çak­gö­nül­lü olan­sa, olay­la­ra yan­sız ve man­tık­lı yak­la­şır ve as­lın­da ha­ta­nın ta­ma­mı ya da bü­yük bir kıs­mı­nın ken­di­sin­de ol­du­ğu­nu gö­rür. Böy­le yak­la­şan bi­ri de el­bet­te su­çu, ha­ta­yı baş­ka­sın­da de­ğil, kendi­sin­de arar.

Ai­le içe­ri­sin­de her­han­gi bir olay kar­şı­sın­da, “özür di­le­rim, ha­ta be­nim­dir” de­nil­di­ği du­yu­lun­ca, emin olun ki, or­tam bam­baş­ka ola­cak­tır.  Şu­nu da unut­ma­mak ge­re­kir ki, ‘ha­ta be­nim­dir, ama sen de suç­lu­sun. Bu ne­den­le sen de töv­be et­me­li­sin’ di­ye bir ku­ral ola­maz. Eğer ha­ta be­nim­se, töv­be ede­cek olan, af di­le­ye­cek olan da be­nim. İşin içi­ne bir “a­ma” koy­dun mu, bu ka­ça­mak bir yol ara­dı­ğı­nın işa­re­ti­dir. As­lın­da cid­di de­ğil­sin demek­tir. Rab’bin Sö­zü bi­ze ke­sin­lik­le şöy­le der: “Her za­man şef­kat­li ve al­çak­gö­nül­lü olun.”

09-03-2018:

CUMA

Freitag

9

MART

März

 

Her zaman alçakgönüllü, yumuşak huylu ve sabırlı olun. Birbirinize sevgiyle, hoşgörüyle davranın.

Efesoslular 4: 2

 
(Wandelt) mit aller Demut und Sanftmut, mit Langmut, einander in Liebe ertragend!

Epheser 4, 2

demütig: alçakgönüllü
sanftmütig: yumuşak huylu

 

Ço­cuk­la­rı­mı­zı eğit­mek, dü­ze­ne sok­mak, ter­bi­ye et­mek zo­run­da­yız. An­cak bun­la­rı hiç­bir za­man ben­cil, çı­kar­cı bir ne­den­den do­la­yı de­ğil de, tam ter­si­ne, ço­cu­ğu­mu­za olan sev­gi­miz­den, onun iyi­li­ği­ni istediğimizden do­la­yı yap­ma­lı­yız. Rab’bi yü­re­ği­mi­ze alıp O’nu yüreğimizin yöneticisi, efen­di­si et­ti­ği­miz za­man O’nun sev­gi­si bi­zim yü­rek­le­ri­mi­zi dol­du­rur. O’nun sev­gi­si bi­zim ara­cı­lı­ğı­mız­la ai­le için­de­ki fert­le­re de akar ve ara­mız­da gü­zel bir uyum, bir­lik ve be­ra­ber­lik sağ­lar. Ço­ğu kez uyum­lu, be­re­ket­li, hu­zur­lu bir ai­le ya­şa­mı bi­zim ne ka­dar alçak­gö­nül­lü olu­şu­mu­za bağ­lı­dır. Al­çak­gö­nül­lü­lük ise, sert­li­ğin, kabalığın, ki­nin, nef­re­tin tam ter­si­dir.

Alçakgönüllü olmak, daha önce de belirttiğim gibi, açık ve net olmak demektir. Tanrı’nın kim olduğunu ve bizim kim olduğumuzu bilmek demektir. İnanlılar arasında, aile içerisine birbirimize karşı açık olup net görülebilirsek, o zaman aramızda hem uyum, hem anlayış, hem de hoşgörü olur. Başka deyişle birbirimizi olduğumuz gibi kabul ederiz. Karşıdakinin görüşlerine anlayışla yaklaşırız.


08-03-2018:
 

PER ŞEMBE

Donnerstag

8

MART

März

 

Mesih İsa’daki düşünce sizde olsun. Mesih, Tanrı özüne sahip olduğu halde, ... yüceliğinden soyunarak, kul özünü aldı.

Filipililer 2: 5-7

Habt diese Gesinnung in euch, die auch in Christus Jesus war, der in Gestalt Gottes war ... Aber er machte sich selbst zu nichts und nahm Knechtsgestalt an.

Philipper 2, 5-7

İsa Me­sih Tan­rı’nın Sö­zü, Tan­rı’nın Ru­hu’dur. Koloseliler 1:15'te "Görünmeyen Tan­rı’nın görünen kişiliğidir” diyor!­ Ama İsa Me­sih bi­ze olan bü­yük sev­gi­sin­den do­la­yı, bi­zim için ken­di hak­la­rı ve­ yü­ce­li­ğin­den vaz­geç­ti. Bu­nun gi­bi Rab’bi ör­nek ala­rak biz­ler de hak­la­rı­mız­dan vazgeç­me­yi öğ­ren­me­li­yiz.

Evi­miz­de­ki in­san­la­rın ba­zen bi­zi in­cit­tik­le­ri, kır­dık­la­rı, gu­rur­la­rın­dan, ben­cil­lik­le­rin­den kay­nak­la­nan bir dav­ra­nış­la, bir söz­le ya­ra­la­dık­la­rı, hak­kı­mı­zı ye­dik­le­ri olur. Ne ya­pa­rız o za­man? Tep­ki­miz, ça­ğı­rıp bağırmak mı? Öç al­mak için p­lan kur­mak mı? Kü­süp bi­ze hak­sız­lık etmiş ola­na sırt çe­vir­mek mi? Ge­nel­de evet. Ama böy­le dav­ran­ma­k asla doğru değil­! Tan­rı bi­ze, ‘Da­va­nı ba­na bı­rak, hak­kı­nı ara­mak ba­na dü­şer. Be­nim ada­le­ti­me gü­ve­ne­rek sen hak­la­rın­dan vaz­geç’ di­yor. İsa Me­sih’i ör­nek al, çün­kü O, sev­gi­sin­den do­la­yı bü­tün hak­la­rın­dan vaz­geç­ti. Ay­nı za­man­da şu­nu da unut­ma­mak ge­re­kir ki, sab­ret­mek, olay­la­rı Rab’be bırak­mak ve af­fet­mek bü­yük bir er­dem­dir. Tan­rı bi­zim bu yol­dan gitmemi­zi is­ti­yor.

 

 
07-03-2018:

ÇAR ŞAMBA

Mittwoch

7

MART

März

 

Günahlarımızı itiraf edersek, güvenilir ve adil olan Tanrı, günahlarımızı bağışlayıp bizi her kötülükten arındıracaktır.

1 Yuhanna 1: 9
 

Wenn wir unsere Sünden bekennen, ist er treu und gerecht, dass er uns die Sünden vergibt und uns reinigt von jeder Ungerechtigkeit.

1. Johannes 1, 9
 

İsa Me­sih çar­mıh­ta bi­zim ye­ri­mi­ze, bi­zim için öl­dü. O’nun akıt­tı­ğı kan sa­ye­sin­de Tan­rı, Ken­di­si­ne ge­len gü­nah­lı­yı ba­ğış­la­ma­ya ha­zır­dır. İsa’nın çar­mıh­ta akıt­tı­ğı ka­na sı­ğın­dı­ğı­mız za­man, İsa’nın o eş­siz, de­rin sev­gi­si, da­ya­nık­lı­ğı ve sab­rı bi­zim yü­re­ği­mi­ze akar. Bu de­ğer­li kan, bi­zi biz­de­ki sev­gi­siz­lik­ten, kö­tü dü­şün­ce­ler­den, ben­cil­lik­ten, kıs­kanç­lık­tan, sa­bır­sız­lık­tan, kı­sa­ca­sı her tür gü­nah­tan te­miz­ler. Tan­rı’nın Kut­sal Ruh’u bi­zi İsa’nın ken­di sev­gi­siy­le dol­du­rur. İsa Me­sih’i ya­şa­mı­mı­za aldı­ğı­mız za­man O’nun sev­gi­si bi­zim ya­şa­mı­mı­zı de­ğiş­ti­rir. İsa Me­sih, “Ey bü­tün yor­gun­lar ve yük­le­ri ağır olan­lar, ba­na ge­lin, ben si­ze ra­hat, hu­zur ve­ri­rim” de­di.

İsa Me­sih’in bu çağ­rı­sın­da her birimize, yani hem sana, hem de bana bü­yük bir so­rum­luluk düş­mek­te­dir. Bu sorumluluk, İsa’nın da­ve­ti­ne “e­vet” de­yip O’na git­mektir. Sen ve ben bu­nu yap­tı­ğı­mız­da, bu kez İsa Me­sih dev­re­ye gi­rer. Ya­ni O ken­di üze­ri­ne dü­şe­ni ya­par: ba­ğış­lar, yüreği­mi­ze hu­zur, ba­rış ve din­gin­lik ko­yar.


06-03-2018:

SALI

Dienstag

6

MART

März

 

Tanrı ışıktır... Kendisi ışıkta olduğu gibi, biz de ışıkta yürürsek, birbirimizle paydaşlığımız olur.

1 Yuhanna 1: 5, 7

Gott ist Licht... Wenn wir im Licht wandeln, wie er im Licht ist, haben wir Gemeinschaft miteinander.

1. Johannes 1, 5 und 7
 

Ken­di­mi­ze şu so­ru­yu so­ra­lım: Aca­ba top­lu­luk için­de, iş ye­rin­de, özel­lik­le de ai­le için­de ger­çek­ten sev­gi­yi, sağ­lık­lı bir uyu­mu, dü­rüstlüğü ve­ açık­lı­ğı, mert­li­ği ve doğ­ru­lu­ğu is­ti­yor mu­yum? Bu alan­da elim­den ge­len ça­ba­yı gös­te­ri­yor mu­yum? Ben­ce asıl so­rul­ma­sı ve ya­nıt­lan­ma­sı ge­re­ken so­ru bu­dur. Bu ko­nu­da yü­re­ği­me bak­mak ve yü­re­ği­mi sor­gu­ya çek­mek zo­run­da­yım. İçin­de bu­lun­du­ğum du­rum­da mı ya­şa­mak istiyorum, yok­sa iş ye­rim­de, top­lu­lu­ğum­da ve evim­de ye­ni bir ya­şa­ma, ya­ni Tan­rı’nın İsa Me­sih’te ve­re­ce­ği ye­ni bir ya­şa­ma ger­çek­ten muh­taç mı­yım? Ve bu ya­şa­mı al­mak is­ti­yor mu­yum? Eğer is­tek­li de­ğil­sem, o za­man ge­re­ken adı­mı at­ma­ya­ca­ğım ve ön­le­mi de al­ma­ya­ca­ğım demektir. At­ma­mız ge­re­ken ilk adım, gü­na­hı gü­nah ola­rak ve ken­di­mi­zi de bir gü­nah­kar ola­rak gör­me­miz ve bil­me­miz­dir. Baş­ka­la­rı­nın gü­na­hı­nı de­ğil, ken­di gü­na­hı­mı gü­nah ola­rak bil­mem­dir. İkin­ci adım­sa, töv­be ede­rek Tan­rı’ya dön­mek, son­ra da Tan­rı’dan ve in­san­lar­dan af di­leyip Rab ile yaşamaktır.


05-03-2018:

PAZARTESİ

Montag

5

MART

März

 

Işıkta olduğunu söyleyip de kardeşine karşı kin besleyen kişi şu ana dek karanlıktadır.

1 Yuhanna 2: 9

Wer sagt, dass er im Licht ist und hasst seinen Bruder, der ist bis jetzt in der Finsternis.

1. Johannes 2, 9
 

der Hass: kin
hassen: kin beslemek


 

Sev­gi­nin ter­si ne­dir di­ye sor­sam, her­hal­de sev­gi­siz­lik­ diyeceksiniz. Doğ­ru, sev­gi­nin ter­si sev­gi­siz­lik, sa­bır­sız­lık, kıs­kanç­lık, gu­rur, öfke, kin, çı­kar­cı­lık, nef­ret ve bun­la­ra ben­zer tu­tum­lar­dır. Bun­lar gü­nah­tır. Tan­rı Sö­zü bi­ze şöy­le ya­zar: AIşık­ta ol­du­ğu­nu söy­le­yen, fakat kardeşinden nef­ret eden kim­se şim­di­ye ka­dar ka­ran­lık­ta­dır.”

Ni­ce ger­gin­lik­le­re, ni­ce öf­ke­le­re, ça­tış­ma­la­ra, ağız kav­ga­la­rı­na ne­den ol­duk! Bu yüz­den de hem Tan­rı’y­la, hem de in­san­lar­la bir­lik, be­ra­ber­lik ola­nak­sız ha­le gel­miş­tir. Üs­te­lik in­san­lar ara­sın­da bir sü­rü tat­sız, acı olay­lar olur; kalp­ler kı­rı­lır, yü­rek­ler­de ba­zen ta­mi­ri çok çok zor olan yıkım­lar olur. Ama ne­den böy­le ol­sun? Tan­rı bi­zim her zaman ışık­ta yürü­me­mi­zi is­ti­yor ve bu konuda­ da ge­re­ken des­te­ği, yar­dı­mı sağ­lı­yor.

Se­nin yü­re­ğin ne du­rum­da­? İn­san yü­re­ği ya ışık­ta­dır ya da ka­ran­lık­ta. Eğer yü­re­ğin ka­ran­lık­tay­sa, yü­re­ğin­de ki­nin, nef­re­tin, sev­gi­siz­li­ğin olma­sı da do­ğal­dır. Ama Rab se­ni bun­dan öz­gür et­mek, İsa ara­cı­lı­ğıy­la yü­re­ği­ne Işı­ğı­nı koy­mak is­ti­yor. Yap­man ge­re­ken tek şey, O’nu ka­bul et­mek­tir.

04-03-2018:

PAZAR

Sonntag

4

MART

März

 

Sevgi kendi çıkarını gözetmez, içerlemez, kötülüğün hesabını tutmaz.

1 Korintoslular 13: 4S5
 

Die Liebe ... sucht nicht das Ihre, sie lässt sich nicht erbittern, sie rechnet Böses nicht zu.

1. Korinther 13, 4S5
 

seinen eigenen Vorteil suchen: kendi çıkarını gözetmek
zornig, wütend werden: içerlemek

 

Tan­rı Sö­zü,­ “Sev­gi ken­di çı­ka­rı­nı ara­maz” diyor. Ama biz gün­de kaç kez baş­ka­sı­nın çı­ka­rı­nı bir ke­na­ra itip ken­di çı­kar­la­rı­mı­zı ara­dık, on­la­rı ön p­la­na al­dık? Bu­nu ken­di­ni­ze bir so­run ve samimi olarak düşünün!

“Sev­gi öf­ke­len­mez.” Oy­sa baş­ka bi­ri­ne öf­ke­len­mek ne ka­dar ko­lay­dır, de­ğil mi? Biz ge­nel­lik­le baş­ka­sı­nın yap­tı­ğı ya da ya­rı­da bı­rak­tı­ğı bir şey için yü­re­ği­miz­de he­men sev­gi­siz dü­şün­ce­le­re, eleş­ti­ri­le­re yer ve­ri­riz. Ama ye­ri gel­di mi, ken­di­mi­zi din­dar gös­te­rip biz­den iyi­si yok­tur, de­riz. Üs­te­lik sev­gi­siz eleş­ti­ri­le­ri­miz hak­kın­da bir şey dü­şün­me­ye ge­rek bi­le duy­ma­yız. Oy­sa bun­lar Tan­rı’nın sev­gi­si­ne ters dü­şen şey­ler­dir ve Tan­rı bi­zim bu sev­gi­siz­lik­le­ri­miz­den kur­tul­ma­mı­zı is­ti­yor.

Dos­tum, ken­di­si Sev­gi olan Tan­rı, yer­yü­zü­ne gel­di ki, bi­zim sev­gi­siz yü­rek­le­ri­miz­de otur­sun ve yü­re­ği­mi­ze sev­gi­yi koy­sun. Sen de bu sevgiye sa­hip ola­bi­lir­sin, eğer Tan­rı’nın Me­sih ara­cı­lı­ğıy­la yü­re­ğin­de otur­ma­sı­na izin ve­rir­sen.


 

03-03-2018:

CUMARTESİ

Samstag

3

MART

März

 

Sevgi sabırlıdır, sevgi şefkatlidir... Sevgi övünmez, böbürlenmez... Sevgi kendi çıkarını aramaz.

1 Korintoslular 13: 4-5

Die Liebe ist langmütig, die Liebe ist gütig; ... die Liebe tut nicht groß, sie bläht sich nicht auf, ... sie sucht nicht das Ihre.

1. Korinther 13, 4-5
 

sich aufblähen, sich brüsten: böbürlenmek
 

Ken­di­mi­zi öv­mek­ten hoş­la­nı­rız; bur­nu­muz ge­nel­de Kaf da­ğın­da­dır. Bu­nu bel­ki de öy­le açık­tan açı­ğa söy­le­me­yiz; ama ger­çek­te yü­re­ği­miz­de ya­tan bu­dur. Ba­zen ken­di­mi­zi kur­naz, akıl­lı, açıkgö­z ola­rak ni­te­le­riz; ba­zen ken­di­mi­zi saf, iyi­lik­se­ver, mer­ha­met­li, bil­ge­li sa­ya­rız. Ba­zen de en iyi bi­len, en iyi an­la­yan, en iyi ya­pan be­nim, di­ye bil­giç­lik tas­la­rız. Ken­di çı­ka­rı­mı­zı dai­ma ön p­la­na alı­rız. Ken­di bildiğimizi okuruz ve bunda inat ederiz­. Bil­ge­lik tas­lar, ai­le için­de her­ke­sin ba­şı­na pat­ron kesi­li­riz. Bu tutum­ bi­zi baş­ka­la­rı­nı hor gö­rüp on­la­rı aşa­ğı­la­ma­ya ka­dar sü­rük­ler. Bi­zim ta­kın­dı­ğı­mız üs­tün­lük tav­rı, yu­ka­rı­dan bak­ma­mı­za neden olur. Yü­re­ği­miz­de bir kim­se­yi aşa­ğı gör­dü­ğü­müz za­man, ku­su­ru, su­çu her za­man aşa­ğı gör­dü­ğü­müz o kim­se­de ara­rız. Ya da bir olay, bir tar­tış­ma ol­du­ğu za­man kar­şı­mız­da­ki­ni, bi­zim saf­lı­ğı­mı­zı, iyi­li­ği­mi­zi, mer­ha­me­ti­mi­zi kö­tü­ye kul­la­nı­yor di­ye suç­la­rız. Oysa­ bunlar doğru değil.­ Ger­çek yü­zü­mü­zü, yü­re­ği­mi­zi gör­mek is­te­miyo­ruz.

Sev­gi sa­bır­lı­dır, şef­kat­li­dir. Sev­gi övün­mez, ken­di çı­ka­rı­nıara­maz. Ken­di­nizi bu il­ke­ler­le ölçün!

02-03-2018:

CUMA

Freitag

2

MART

März

 

Sevgi sabreder, iyilikle davranır, kıskançlık tanımaz. Sevgi büyüklenmez, böbürlenmez, utandırıcı bir şey yapmaz, kendi çıkarını gözetmez, içerlemez, kötülüğün hesabını tutmaz.

1 Korintoslular 13: 4-5
 

Die Liebe ist langmütig, die Liebe ist gütig; sie neidet nicht; die Liebe tut nicht groß, sie bläht sich nicht auf, sie benimmt sich nicht unanständig, sie sucht nicht das Ihre, sie lässt sich nicht erbittern, sie rechnet Böses nicht zu.

1. Korinther 13, 4-5
 

Ben ke­sin ola­rak şu­nu söy­le­ye­bi­li­rim ki, biz­ler, ai­le için­de sev­gi ölçü­le­ri­ne uy­mu­yo­ruz!­ Ço­ğu za­man sev­gi­siz­ce dav­ra­nı­yo­ruz. Birbirimize sab­ret­mi­yo­ruz, hoş­gö­rüy­le dav­ran­mı­yor, he­men kı­zıp bağırıyoruz­. Kar­şı­lık ver­me­de ve tep­ki gös­ter­me­de ise ol­duk­ça ser­tiz. Ay­rı­ca ai­le içe­ri­sin­de­ki kıs­kanç­lı­ğa ne di­ye­lim! Kıs­kanç­lık ger­çek­ten aile­le­ri için için ke­mi­ren bir kurt gi­bidir­. Ni­ce ai­le bu kıs­kanç­lık yüzünden yı­kıl­mış­tır ve yı­kıl­mak üze­re­dir. Bir an ön­ce bu kıs­kanç­lık tuzağından­ kur­tul­ma­lı­sı­nız­! Yok­sa kıs­kanç­lık si­zi yi­yip bi­ti­re­cek­tir.

Ay­nı za­man­da an­ne ba­ba bi­le ken­di ço­cuk­la­rı­na kar­şı kıs­kanç ola­bi­lir. Kar­deş­ler ara­sın­da­ki acı, üzü­cü kıs­kanç­lık da çok yı­kı­cı­dır! “Sev­gi, utan­dı­rı­cı gi­ri­şim­de bu­lun­maz!” Ya­ni sev­gi, hür­met, say­gı gös­ter­me­de özen gös­te­rir. Say­gı ve in­ce­lik kü­çük ko­nu­lar­da gös­te­ri­len sev­gi­dir. Oysa biz bu kü­çük ko­nu­lar­da bi­le tö­kez­li­yo­ruz. “Sev­gi sab­re­der, iyi­lik eder, kıs­kan­maz; bü­yük­len­mez, bö­bür­len­mez, ken­di çı­ka­rı­nı gö­zet­mez, içer­le­mez, kö­tü­lük et­mez” di­yor Tan­rı Sö­zü.

28-02-2018:

 

ÇAR ŞAMBA

Mittwoch

28

 ŞUBAT

Februar

 

Dünyaya ışık geldi, ama insanlar ışığın yerine karanlığı sevdiler. Çünkü yaptıkları işler kötüydü. Kötülük yapan herkes ışıktan nefret eder ve işleri açığa çıkmasın diye ışığa gelmez.

Yuhanna 3: 19-20
 

Das Licht kam in die Welt, aber die Menschen liebten die Finsternis mehr als das Licht, denn ihre Werke waren böse. Jeder, der Böses tut, hasst das Licht und kommt nicht ans Licht, damit seine Werke nicht aufgedeckt werden.

Johannes 3, 19-20

Ku­sur­suz ya­ra­tı­lan in­san, ken­di is­te­ğiy­le Tan­rı’ya kar­şı ge­le­rek günah iş­le­di. Işık­tan ka­ran­lı­ğa geç­ti. İn­sa­nı çöp te­ne­ke­si­ne at­ma­yan Tan­rı, ina­ye­ti ara­cı­lı­ğıy­la dün­ya­ya Işık ola­rak gel­di ve in­sa­na ye­ni­den ışı­ğa gel­me ola­na­ğı sağ­la­dı. Ama­ in­san yi­ne ışı­ğın ye­ri­ne ka­ran­lı­ğı seç­ti ve seç­mek­te­dir. Bu­gün in­sa­noğ­lu ka­ran­lık­ta mas­ke­ler­le do­laş­mak­ta­dır. Ya­ni biz­ler gü­na­hı­mız­dan ötü­rü çe­şit­li mas­ke­ler taşı­rız. Ör­ne­ğin, ba­zen yap­ma­cık bir ha­re­ke­tin, bir şa­ka­nın ar­ka­sı­na sak­la­nı­rız. Baş­ka­la­rı­nın yak­la­şıp da bi­zi ger­çek­te ol­du­ğu­muz gi­bi gör­me­le­ri­ni is­te­me­di­ği­miz için ger­çek­çi ve dü­rüst ol­mak­tan kor­ka­rız. Böy­le­ce iki yüzlü, yapmacık davranır ve b­ir­bi­ri­mi­ze kar­şı ger­çek­çi ve dü­rüst ola­mı­yo­ruz. Dü­rüst ve ger­çek­çi ol­ma­yan bi­ri­siy­le de ger­çek bir be­ra­ber­lik ku­ru­la­maz el­bet­te. Böy­le­ce hem top­lu­luk­ta, hem de ai­le için­de bir­lik ve can­dan be­ra­ber­lik ola­nak­sız olur. İş­te Tan­rı’nın sö­zü­nü et­ti­ği de bu­dur: “Dün­ya­ya ışık geldi, ama in­san­lar ışı­ğın ye­ri­ne ka­ran­lı­ğı sev­di­ler. Çün­kü yap­tık­la­rı işler kö­tüy­dü. Kö­tü­lük ya­pan her­kes ışık­tan nef­ret eder ve iş­le­ri açı­ğa çık­ma­sın di­ye ışı­ğa gel­mez!”


27-02-2018:

 

SALI

Dienstag

27

 ŞUBAT

Februar

 

Ancak her biriniz karınızı kendiniz gibi sevin. Kadın da kocasına saygı göstersin.

Efesoslular 5: 33
 

Jedenfalls auch ihr ‑ jeder von euch liebe seine Frau so wie sich selbst; die Frau aber, dass sie Ehrfurcht vor dem Mann habe!

Epheser 5, 33
 

jeder İ jede İ jedes: her
jeder İ jede İ jedes von euch: her biriniz


 

“Her bi­ri­niz ka­rı­nı­zı ken­di­niz gi­bi se­vin. Ka­dın da ko­ca­sı­na say­gı­ göstersin­“ sö­zü as­lın­da ev­li­li­ğin p­ra­tik yö­nü­nü or­ta­ya koy­mak­ta­dır. Bu muh­te­şem ev­li­lik bağ­la­rı, gü­nah yü­zün­den kor­kunç de­re­ce­de çir­kin­leş­ti, ne ya­zık ki! Ama yi­ne de ev­li­li­ğin sağ­lam ve mut­lu bir te­mel üze­ri­ne otur­ma­sı sa­na bağ­lı­dır. Sen is­ter­sen İsa Me­sih’te ve O’nun ara­cı­lı­ğıy­la ev­li­lik bağ­la­rı en gü­zel bo­yut­la­ra eri­şe­bi­lir.

Pav­lus oku­yu­cu­la­rı­nı ge­ri yer­yü­zü­ne, ai­le için­de­ki gün­cel ha­ya­ta ge­ti­rir. “Her bi­ri­niz ka­rı­sı­nı ken­di­si gi­bi sev­sin” di­yor. İş­te bu­ra­da bo­yun eğilme­si ge­re­ken ko­ca­nın ka­rak­ter özel­li­ği be­lir­ti­lir. Bir ki­şi ka­rı­sı­nın ken­di­si­ne ba­ğım­lı ol­ma­sı­nı is­ti­yor­sa, ne yap­ma­lı­dır? Ya­nıt oldukça açıktır: Ka­rı­sı­nı ken­di­si gi­bi sev­me­li­dir. Tan­rı’nın Sö­zü böy­le di­yor. Erkek ka­rı­sı­nı ken­di ca­nı gi­bi se­ve­cek, ka­dın da ko­ca­sı­na say­gı gösterecektir­. Sevmeyene saygı da gösterilmez. Sevgi ve saygı birlikte gider. Zaten erkek sorumluluğunu yerine getiriyor ve seviyorsa, kadın da severek, isteyerek saygı gösterecektir.


 

26-02-2018:
PAZARTESİ Montag 26 ŞUBAT Februar Erkekler de karılarını tıpkı bunun gibi kendi bedenleri gibi sevmekle yükümlüdürler. Karısını seven kendisini sever. Efesoslular 5: 28 So sind auch die Männer schuldig, ihre Frauen zu lieben wie ihre eigenen Leiber. Wer seine Frau liebt, liebt sich selbst. Epheser 5, 28 der Mann: erkek Bir¬çok ev¬li¬lik¬te ka¬dın er¬ke¬ğin mal var¬lı¬ğı ola-rak sa¬yı¬lır. Ger¬çek¬ten, özel¬lik¬le ül¬ke¬mi¬zin bazı yörelerinde ka¬dın bir mal gibi görülür ve hiçbir değeri yoktur. Tan¬rı’nın gö¬zün¬de bu yak¬la¬şım çok kö¬tü¬dür. İsa Mesih bizim tüm suçlarımızı üzerine alarak o cezayı çekmesine rağmen, bize malıymış gibi bakmaz. Evet, O bizi kanı pahasına satın aldı ve biz O’na aitiz. Bu ilişki sevgi bağı içerisindedir. Ev¬li¬lik¬te ka¬dın er¬ke-ğe ait bir mal de¬ğil¬dir, ama iman¬lı bir ev¬li¬lik¬te çift bir¬bi¬ri¬ne ait¬tir ve her iki¬si de Rab’be ait¬tir-ler. Bi¬zim gü¬zel bir sö¬zü¬müz var¬dır, ABa¬lık baş¬tan ko¬kar” de¬riz. Ge¬nel¬de po¬li¬ti¬ka için ya da dev-le¬tin res¬mi ko¬ri¬dor¬la¬rı için bu de¬yim kul¬la¬nı¬lır, ama ev¬li¬lik için¬de de bu ay¬nı il¬ke ge¬çer¬li¬dir. Evin rei¬si ai¬le¬si¬ni Tan¬rı’nın be¬lir¬le¬di¬ği ku¬ral¬la¬ra gö¬re ida¬re ede¬mi¬yor¬sa tüm ai¬le bo¬zu¬la¬cak¬tır. Çocuk¬lar an¬ne ba¬ba¬yı, özel¬lik¬le de ba¬ba¬yı ör¬nek alır¬lar. Eğer ba¬ba ör¬nek de¬ğil¬se, o ai-le¬de sağ¬lık¬lı bir ya¬pı¬nın ol¬ma¬ya¬ca¬ğı ke¬sin¬dir. Çö¬züm, ai¬le için¬de Tan¬rı’ya ilk ye¬ri ver¬mek¬ ve anne babaların örnek bir hayat yaşamalarıdır. PAZARTESİ Montag 26 ŞUBAT Februar Erkekler de karılarını tıpkı bunun gibi kendi bedenleri gibi sevmekle yükümlüdürler. Karısını seven kendisini sever. Efesoslular 5: 28 So sind auch die Männer schuldig, ihre Frauen zu lieben wie ihre eigenen Leiber. Wer seine Frau liebt, liebt sich selbst. Epheser 5, 28 der Mann: erkek Bir¬çok ev¬li¬lik¬te ka¬dın er¬ke¬ğin mal var¬lı¬ğı ola-rak sa¬yı¬lır. Ger¬çek¬ten, özel¬lik¬le ül¬ke¬mi¬zin bazı yörelerinde ka¬dın bir mal gibi görülür ve hiçbir değeri yoktur. Tan¬rı’nın gö¬zün¬de bu yak¬la¬şım çok kö¬tü¬dür. İsa Mesih bizim tüm suçlarımızı üzerine alarak o cezayı çekmesine rağmen, bize malıymış gibi bakmaz. Evet, O bizi kanı pahasına satın aldı ve biz O’na aitiz. Bu ilişki sevgi bağı içerisindedir. Ev¬li¬lik¬te ka¬dın er¬ke-ğe ait bir mal de¬ğil¬dir, ama iman¬lı bir ev¬li¬lik¬te çift bir¬bi¬ri¬ne ait¬tir ve her iki¬si de Rab’be ait¬tir-ler. Bi¬zim gü¬zel bir sö¬zü¬müz var¬dır, ABa¬lık baş¬tan ko¬kar” de¬riz. Ge¬nel¬de po¬li¬ti¬ka için ya da dev-le¬tin res¬mi ko¬ri¬dor¬la¬rı için bu de¬yim kul¬la¬nı¬lır, ama ev¬li¬lik için¬de de bu ay¬nı il¬ke ge¬çer¬li¬dir. Evin rei¬si ai¬le¬si¬ni Tan¬rı’nın be¬lir¬le¬di¬ği ku¬ral¬la¬ra gö¬re ida¬re ede¬mi¬yor¬sa tüm ai¬le bo¬zu¬la¬cak¬tır. Çocuk¬lar an¬ne ba¬ba¬yı, özel¬lik¬le de ba¬ba¬yı ör¬nek alır¬lar. Eğer ba¬ba ör¬nek de¬ğil¬se, o ai-le¬de sağ¬lık¬lı bir ya¬pı¬nın ol¬ma¬ya¬ca¬ğı ke¬sin¬dir. Çö¬züm, ai¬le için¬de Tan¬rı’ya ilk ye¬ri ver¬mek¬ ve anne babaların örnek bir hayat yaşamalarıdır. PAZARTESİ Montag 26 ŞUBAT Februar Erkekler de karılarını tıpkı bunun gibi kendi bedenleri gibi sevmekle yükümlüdürler. Karısını seven kendisini sever. Efesoslular 5: 28 So sind auch die Männer schuldig, ihre Frauen zu lieben wie ihre eigenen Leiber. Wer seine Frau liebt, liebt sich selbst. Epheser 5, 28 der Mann: erkek Bir¬çok ev¬li¬lik¬te ka¬dın er¬ke¬ğin mal var¬lı¬ğı ola-rak sa¬yı¬lır. Ger¬çek¬ten, özel¬lik¬le ül¬ke¬mi¬zin bazı yörelerinde ka¬dın bir mal gibi görülür ve hiçbir değeri yoktur. Tan¬rı’nın gö¬zün¬de bu yak¬la¬şım çok kö¬tü¬dür. İsa Mesih bizim tüm suçlarımızı üzerine alarak o cezayı çekmesine rağmen, bize malıymış gibi bakmaz. Evet, O bizi kanı pahasına satın aldı ve biz O’na aitiz. Bu ilişki sevgi bağı içerisindedir. Ev¬li¬lik¬te ka¬dın er¬ke-ğe ait bir mal de¬ğil¬dir, ama iman¬lı bir ev¬li¬lik¬te çift bir¬bi¬ri¬ne ait¬tir ve her iki¬si de Rab’be ait¬tir-ler. Bi¬zim gü¬zel bir sö¬zü¬müz var¬dır, ABa¬lık baş¬tan ko¬kar” de¬riz. Ge¬nel¬de po¬li¬ti¬ka için ya da dev-le¬tin res¬mi ko¬ri¬dor¬la¬rı için bu de¬yim kul¬la¬nı¬lır, ama ev¬li¬lik için¬de de bu ay¬nı il¬ke ge¬çer¬li¬dir. Evin rei¬si ai¬le¬si¬ni Tan¬rı’nın be¬lir¬le¬di¬ği ku¬ral¬la¬ra gö¬re ida¬re ede¬mi¬yor¬sa tüm ai¬le bo¬zu¬la¬cak¬tır. Çocuk¬lar an¬ne ba¬ba¬yı, özel¬lik¬le de ba¬ba¬yı ör¬nek alır¬lar. Eğer ba¬ba ör¬nek de¬ğil¬se, o ai-le¬de sağ¬lık¬lı bir ya¬pı¬nın ol¬ma¬ya¬ca¬ğı ke¬sin¬dir. Çö¬züm, ai¬le için¬de Tan¬rı’ya ilk ye¬ri ver¬mek¬ ve anne babaların örnek bir hayat yaşamalarıdır. PAZARTESİ Montag 26 ŞUBAT Februar Erkekler de karılarını tıpkı bunun gibi kendi bedenleri gibi sevmekle yükümlüdürler. Karısını seven kendisini sever. Efesoslular 5: 28 So sind auch die Männer schuldig, ihre Frauen zu lieben wie ihre eigenen Leiber. Wer seine Frau liebt, liebt sich selbst. Epheser 5, 28 der Mann: erkek Bir¬çok ev¬li¬lik¬te ka¬dın er¬ke¬ğin mal var¬lı¬ğı ola-rak sa¬yı¬lır. Ger¬çek¬ten, özel¬lik¬le ül¬ke¬mi¬zin bazı yörelerinde ka¬dın bir mal gibi görülür ve hiçbir değeri yoktur. Tan¬rı’nın gö¬zün¬de bu yak¬la¬şım çok kö¬tü¬dür. İsa Mesih bizim tüm suçlarımızı üzerine alarak o cezayı çekmesine rağmen, bize malıymış gibi bakmaz. Evet, O bizi kanı pahasına satın aldı ve biz O’na aitiz. Bu ilişki sevgi bağı içerisindedir. Ev¬li¬lik¬te ka¬dın er¬ke-ğe ait bir mal de¬ğil¬dir, ama iman¬lı bir ev¬li¬lik¬te çift bir¬bi¬ri¬ne ait¬tir ve her iki¬si de Rab’be ait¬tir-ler. Bi¬zim gü¬zel bir sö¬zü¬müz var¬dır, ABa¬lık baş¬tan ko¬kar” de¬riz. Ge¬nel¬de po¬li¬ti¬ka için ya da dev-le¬tin res¬mi ko¬ri¬dor¬la¬rı için bu de¬yim kul¬la¬nı¬lır, ama ev¬li¬lik için¬de de bu ay¬nı il¬ke ge¬çer¬li¬dir. Evin rei¬si ai¬le¬si¬ni Tan¬rı’nın be¬lir¬le¬di¬ği ku¬ral¬la¬ra gö¬re ida¬re ede¬mi¬yor¬sa tüm ai¬le bo¬zu¬la¬cak¬tır. Çocuk¬lar an¬ne ba¬ba¬yı, özel¬lik¬le de ba¬ba¬yı ör¬nek alır¬lar. Eğer ba¬ba ör¬nek de¬ğil¬se, o ai-le¬de sağ¬lık¬lı bir ya¬pı¬nın ol¬ma¬ya¬ca¬ğı ke¬sin¬dir. Çö¬züm, ai¬le için¬de Tan¬rı’ya ilk ye¬ri ver¬mek¬ ve anne babaların örnek bir hayat yaşamalarıdır. PAZARTESİ Montag 26 ŞUBAT Februar Erkekler de karılarını tıpkı bunun gibi kendi bedenleri gibi sevmekle yükümlüdürler. Karısını seven kendisini sever. Efesoslular 5: 28 So sind auch die Männer schuldig, ihre Frauen zu lieben wie ihre eigenen Leiber. Wer seine Frau liebt, liebt sich selbst. Epheser 5, 28 der Mann: erkek Bir¬çok ev¬li¬lik¬te ka¬dın er¬ke¬ğin mal var¬lı¬ğı ola-rak sa¬yı¬lır. Ger¬çek¬ten, özel¬lik¬le ül¬ke¬mi¬zin bazı yörelerinde ka¬dın bir mal gibi görülür ve hiçbir değeri yoktur. Tan¬rı’nın gö¬zün¬de bu yak¬la¬şım çok kö¬tü¬dür. İsa Mesih bizim tüm suçlarımızı üzerine alarak o cezayı çekmesine rağmen, bize malıymış gibi bakmaz. Evet, O bizi kanı pahasına satın aldı ve biz O’na aitiz. Bu ilişki sevgi bağı içerisindedir. Ev¬li¬lik¬te ka¬dın er¬ke-ğe ait bir mal de¬ğil¬dir, ama iman¬lı bir ev¬li¬lik¬te çift bir¬bi¬ri¬ne ait¬tir ve her iki¬si de Rab’be ait¬tir-ler. Bi¬zim gü¬zel bir sö¬zü¬müz var¬dır, ABa¬lık baş¬tan ko¬kar” de¬riz. Ge¬nel¬de po¬li¬ti¬ka için ya da dev-le¬tin res¬mi ko¬ri¬dor¬la¬rı için bu de¬yim kul¬la¬nı¬lır, ama ev¬li¬lik için¬de de bu ay¬nı il¬ke ge¬çer¬li¬dir. Evin rei¬si ai¬le¬si¬ni Tan¬rı’nın be¬lir¬le¬di¬ği ku¬ral¬la¬ra gö¬re ida¬re ede¬mi¬yor¬sa tüm ai¬le bo¬zu¬la¬cak¬tır. Çocuk¬lar an¬ne ba¬ba¬yı, özel¬lik¬le de ba¬ba¬yı ör¬nek alır¬lar. Eğer ba¬ba ör¬nek de¬ğil¬se, o ai-le¬de sağ¬lık¬lı bir ya¬pı¬nın ol¬ma¬ya¬ca¬ğı ke¬sin¬dir. Çö¬züm, ai¬le için¬de Tan¬rı’ya ilk ye¬ri ver¬mek¬ ve anne babaların örnek bir hayat yaşamalarıdır. PAZARTESİ Montag 26 ŞUBAT Februar Erkekler de karılarını tıpkı bunun gibi kendi bedenleri gibi sevmekle yükümlüdürler. Karısını seven kendisini sever. Efesoslular 5: 28 So sind auch die Männer schuldig, ihre Frauen zu lieben wie ihre eigenen Leiber. Wer seine Frau liebt, liebt sich selbst. Epheser 5, 28 der Mann: erkek Bir¬çok ev¬li¬lik¬te ka¬dın er¬ke¬ğin mal var¬lı¬ğı ola-rak sa¬yı¬lır. Ger¬çek¬ten, özel¬lik¬le ül¬ke¬mi¬zin bazı yörelerinde ka¬dın bir mal gibi görülür ve hiçbir değeri yoktur. Tan¬rı’nın gö¬zün¬de bu yak¬la¬şım çok kö¬tü¬dür. İsa Mesih bizim tüm suçlarımızı üzerine alarak o cezayı çekmesine rağmen, bize malıymış gibi bakmaz. Evet, O bizi kanı pahasına satın aldı ve biz O’na aitiz. Bu ilişki sevgi bağı içerisindedir. Ev¬li¬lik¬te ka¬dın er¬ke-ğe ait bir mal de¬ğil¬dir, ama iman¬lı bir ev¬li¬lik¬te çift bir¬bi¬ri¬ne ait¬tir ve her iki¬si de Rab’be ait¬tir-ler. Bi¬zim gü¬zel bir sö¬zü¬müz var¬dır, ABa¬lık baş¬tan ko¬kar” de¬riz. Ge¬nel¬de po¬li¬ti¬ka için ya da dev-le¬tin res¬mi ko¬ri¬dor¬la¬rı için bu de¬yim kul¬la¬nı¬lır, ama ev¬li¬lik için¬de de bu ay¬nı il¬ke ge¬çer¬li¬dir. Evin rei¬si ai¬le¬si¬ni Tan¬rı’nın be¬lir¬le¬di¬ği ku¬ral¬la¬ra gö¬re ida¬re ede¬mi¬yor¬sa tüm ai¬le bo¬zu¬la¬cak¬tır. Çocuk¬lar an¬ne ba¬ba¬yı, özel¬lik¬le de ba¬ba¬yı ör¬nek alır¬lar. Eğer ba¬ba ör¬nek de¬ğil¬se, o ai-le¬de sağ¬lık¬lı bir ya¬pı¬nın ol¬ma¬ya¬ca¬ğı ke¬sin¬dir. Çö¬züm, ai¬le için¬de Tan¬rı’ya ilk ye¬ri ver¬mek¬ ve anne babaların örnek bir hayat yaşamalarıdır.
25-02-2018:

 

PAZAR

Sonntag

25

 ŞUBAT

Februar

 

Bu nedenle, insan babayı ve anneyi bırakıp karısına bağlanacak, ikisi bir tek beden olacak.

Efesoslular 5: 31
 

Deswegen wird ein Mensch Vater und Mutter verlassen und seiner Frau anhängen, und die zwei werden ein Fleisch sein.

Epheser 5, 31
 

ein einziger: bir tek
 

Kut­sal Ki­tap ev­li­li­ğe iliş­kin şöy­le der: Er­kek an­ne ba­ba­sı­nı bı­ra­kıp eşi­ne bağ­la­na­cak­tır. Ka­dın da er­ke­ği­ne ba­ğım­lı ola­cak­tır. Kut­sal Ruh ev­li çif­tin her iki­si­ni de al­çak­gö­nül­lü­lük için­de bir­bi­ri­ne hiz­met et­me­ye teş­vik eder. Er­kek­ten is­te­nen, ka­rı­sı­nı, İsa’nın İman­lı­lar Top­lu­lu­ğu’nu sev­di­ği gi­bi sev­me­si­dir. Bu, sı­ra­sı ge­lir­se en bü­yük fe­da­kâr­lı­ğı yap­ma­yı ge­rek­ti­ren bir sev­gi­dir. Ger­çek aşk, sev­gi o hal­de ne­dir? Öm­rü zevk için­de tü­ket­mek de­ğil; kar­şı­lık­lı say­gı­dır. Kut­sal Ruh’un et­ki ala­nın­dan ay­rıl­ma­yan bir ya­şam­da ev­li­lik ar­zu­la­rın tat­min edil­me­sin­den zi­ya­de, bir­lik­te Tan­rı’ya onur ve­ren Tan­rı­sal bir bağ­dır.

E­r­ke­ğin ve ka­dı­nın an­ne ba­ba­la­rı­nı bı­ra­kıp bir­bir­le­ri­ne bağ­lan­ma­la­rı, hiç­bir za­man an­ne ba­ba­ya kar­şı bir say­gı­sız­lık de­ğil­dir ya da on­la­rı bir ke­na­ra at­mak de­ğil­dir. Tan­rı’nın ver­di­ği 5. buy­ruk şöy­le der: AAn­nene ba­ba­na say­gı gös­ter!” (Çı­kış 20:12). Ev­li­lik ile bir ara­ya ge­len, bir olan eşle­rin bir­bir­le­ri­ne bağ­lan­ma­la­rı ge­rek­ti­ği vur­gu­lan­mak­ta­dır.­ An­ne baba­nın ye­ri ay­rı, ka­rı ko­ca­nın ye­riy­se ay­rı­dır. Bun­la­rı bil­mek ve uygula­mak, ai­le iliş­ki­le­ri­ni sağ­lık­lı kı­lar
24-02-2018:
CUMARTESİ Samstag 24 ŞUBAT Februar Bu nedenle, insan babayı ve anneyi bırakıp karısına bağlanacak, ikisi bir tek beden olacak. Efesoslular 5: 31 Deswegen wird ein Mensch Vater und Mutter verlassen und seiner Frau anhängen, und die zwei werden ein Fleisch sein. Epheser 5, 31 sich binden an: bağlanmak Bugün okuduğumuz ayet¬ (5:31), Ya¬ra¬tı¬lış 2:24'ten ak¬tar¬ma¬dır. Pav¬lus bu¬ra¬da Aden Bah¬çe¬si’n¬de Adem’le Hav¬va ara¬sın¬da var olan ilişki¬den söz et¬mek¬te¬dir. İlk çift, Me¬sih’le ki¬li¬se¬nin gü¬vey¬le ge¬lin ola¬rak bir¬leş¬me¬si¬nin bir tip¬le¬me¬si¬dir. Hav¬va, Adem’e bir yar¬dım¬cı, eş ola¬rak ya¬ra¬tıl¬mış¬tı. Ka¬dın onun yan ta¬ra¬fın¬dan alın¬mış¬tı. İki¬si bir ara¬ya ge¬le¬ne dek Adem ta-mam de¬ğil¬di. Tan¬rı onu bi¬çim¬len¬dir¬di ve ka-dı¬nı Adem’e ge¬tir¬di. Adem’e verilen kadın çok güzeldi. Şa¬ka¬cı bi¬ri, ka¬dı¬nın er¬kek¬ten da¬ha gü¬zel ol¬du¬ğu¬nu, çün¬kü Tan¬rı’nın Adem’i ya-par¬ken p¬ra¬tik yap¬tı¬ğı¬nı ama ka¬dı¬nı ya¬par¬ken de¬ne¬yim sa¬hi¬bi ol¬du¬ğu¬nu söy¬le¬miş¬ti. Ka¬dın adam için bir yar¬dım¬cıy¬dı. Ona eş ve yoldaştı. Kadın Adem için ya¬ra¬tıl¬mış¬tı ve iki¬si bir ol-muş¬lar¬dı. Bir dü¬şü¬nür şöy¬le yaz¬dı: “Eğer Tan¬rı siz¬den bir par¬ça ol¬muş¬sa, si¬zi se¬fil ede¬cek hiç bir du¬rum ola¬maz; eğer Tan¬rı si¬zin bir par¬ça¬nız de¬ğil¬se, en tat¬min ol¬du¬ğu¬nu¬zu san¬dı¬ğı¬nız an¬da bi¬le se-fil ola¬cak¬sı¬nız. Ölüm¬lü dün¬ya¬nın şu ya da bu par¬ça¬sı¬na sa¬hip ol¬mak mut¬la¬ka ge¬rek¬li değil, ama Tan¬rı’ya sa¬hip ol¬mak mut¬la¬ka şart.”
23-02-2018:

 

CUMA

Freitag

23

 ŞUBAT

Februar

 

Erkekler de karılarını tıpkı bunun gibi ‑ kendi bedenleri gibi ‑ sevmekle yükümlüdürler. Karısını seven kendisini sever.

Efesoslular 5: 28

So sind auch die Männer schuldig, ihre Frauen zu lieben wie ihre eigenen Leiber. Wer seine Frau liebt, liebt sich selbst.

Epheser 5, 28
 

verantwortlich: yükümlü
 

çi Pav­lus ka­rı ko­ca, Me­sih ve ki­li­se iliş­ki­si­ni bir­bir­le­rine benzetir. AEr­kek­ler de ka­rı­la­rı­nı ken­di be­den­le­ri gi­bi sev­melidirler. Karısı­nı se­ven ken­di­si­ni se­ver. Çün­kü hiç bir kim­se öz be­de­nine kin bes­le­mez. Tam ter­si­ne, onu bes­ler ve ko­rur; tıp­kı Me­sih’in inanlılar top­lu­lu­ğu­nu bes­le­di­ği ve ko­ru­du­ğu gi­bi. Çün­kü biz­ler O’nun be­de­ni­nin par­ça­la­rı­yız. ‘Bu ne­den­le, in­san ba­ba­yı ve an­ne­yi bı­ra­kıp ka­rı­sı­na bağlana­cak, iki­si bir tek be­den ola­cak.’ Bu giz çok de­rin­dir. Ama ben Me­sih’e ve ki­li­se top­lu­lu­ğu­na iliş­kin söz edi­yo­rum” (Efes 5:28‑32).

Ko­ca­nın ka­rı­sı­nı sev­me­si ge­re­kir; çün­kü ev­li­lik yo­luy­la ka­dın ko­ca­sı­nın be­de­ni­nin bir par­ça­sı ha­li­ne ge­li­yor. İki ay­rı ki­şi, ama tek be­den!­ Ki­li­se Me­sih’in be­de­ni­dir ve Me­sih o be­de­nin ba­şı­dır. Bu­nu te­mel ala­rak ko­ca ka­dı­nın ba­şı­dır. Bir ada­mın ken­di be­de­ni­ne ezi­yet et­me­si nor­mal de­ğil; bu ne­den­le ko­ca­nın ka­rı­sı­nı sev­me­si ge­rek­tir, çün­kü ka­rı­sı onun ken­di be­de­ni­dir. Me­sih, ki­li­se­nin za­yıf­lı­ğı­nı bi­le­rek onu bes­ler ve ka­yı­rır. Koca­la­rın da ay­nı şe­yi yap­ma­la­rı ge­rek­tir.

 
22-02-2018:

 

CUMA

Freitag

23

 ŞUBAT

Februar

 

Erkekler de karılarını tıpkı bunun gibi ‑ kendi bedenleri gibi ‑ sevmekle yükümlüdürler. Karısını seven kendisini sever.

Efesoslular 5: 28

So sind auch die Männer schuldig, ihre Frauen zu lieben wie ihre eigenen Leiber. Wer seine Frau liebt, liebt sich selbst.

Epheser 5, 28
 

verantwortlich: yükümlü
 

El­çi Pav­lus ka­rı ko­ca, Me­sih ve ki­li­se iliş­ki­si­ni bir­bir­le­rine benzetir. AEr­kek­ler de ka­rı­la­rı­nı ken­di be­den­le­ri gi­bi sev­melidirler. Karısı­nı se­ven ken­di­si­ni se­ver. Çün­kü hiç bir kim­se öz be­de­nine kin bes­le­mez. Tam ter­si­ne, onu bes­ler ve ko­rur; tıp­kı Me­sih’in inanlılar top­lu­lu­ğu­nu bes­le­di­ği ve ko­ru­du­ğu gi­bi. Çün­kü biz­ler O’nun be­de­ni­nin par­ça­la­rı­yız. ‘Bu ne­den­le, in­san ba­ba­yı ve an­ne­yi bı­ra­kıp ka­rı­sı­na bağlana­cak, iki­si bir tek be­den ola­cak.’ Bu giz çok de­rin­dir. Ama ben Me­sih’e ve ki­li­se top­lu­lu­ğu­na iliş­kin söz edi­yo­rum” (Efes 5:28‑32).

Ko­ca­nın ka­rı­sı­nı sev­me­si ge­re­kir; çün­kü ev­li­lik yo­luy­la ka­dın ko­ca­sı­nın be­de­ni­nin bir par­ça­sı ha­li­ne ge­li­yor. İki ay­rı ki­şi, ama tek be­den!­ Ki­li­se Me­sih’in be­de­ni­dir ve Me­sih o be­de­nin ba­şı­dır. Bu­nu te­mel ala­rak ko­ca ka­dı­nın ba­şı­dır. Bir ada­mın ken­di be­de­ni­ne ezi­yet et­me­si nor­mal de­ğil; bu ne­den­le ko­ca­nın ka­rı­sı­nı sev­me­si ge­rek­tir, çün­kü ka­rı­sı onun ken­di be­de­ni­dir. Me­sih, ki­li­se­nin za­yıf­lı­ğı­nı bi­le­rek onu bes­ler ve ka­yı­rır. Koca­la­rın da ay­nı şe­yi yap­ma­la­rı ge­rek­tir.


 

21-02-2018:

 

ÇAR ŞAMBA

Mittwoch

21

 ŞUBAT

Februar

 

Mesih’in amacı kilise topluluğunu suyla ‑bu Kutsal Söz demektir‑ yıkayıp arıtmak, kutsal kılmaktır.

Efesoslular 5: 26
 

Christus will die Gemeinde reinigen durch das Wasserbad im Wort und sie heiligen.

Epheser 5, 26
 

die Absicht, das Ziel: amaç
reinigen: arıtmak


 

İsa Me­sih, inan­lı­lar top­lu­lu­ğu­nu sev­di. O ka­dar çok sev­di ki, kendini on­lar uğ­ru­na fe­da et­ti. Bu geç­miş­te olan bir olay­dır. Ama geçmişte kalmıyor, günlük hayatımızda Tanrı Sözü bizim hayatımızı temizliyor, kutsallığa doğru geliştiriyor. Za­ten Rab’bin ken­di­si­ni fe­da et­me­si bu son amaç için­di: İnanlıları kut­sal kıl­mak, ken­di­si için le­ke­siz, bu­ru­şuk­suz bir ge­lin ola­rak ha­zır­la­mak­tır.

Bu aye­tin tam an­la­mı topluluğun yı­kan­ma­sı, te­miz­len­me­sidir, pas pas edil­me­si de­ğil­dir. Her iman­lı ay­rı ay­rı Rab İsa Me­sih ta­ra­fın­dan te­miz­le­nip paklanıyor­. Çün­kü o di­ri Söz’dür. Her iman­lı ge­le­cek­te yer ala­cak olan o muaz­zam olay için Rab ta­ra­fın­dan ha­zır­la­nı­yor.

İnanlılar topluluğu Me­sih’e ni­şan­lı­dır ve bu ni­şan­lı­lık dö­ne­min­de imanlıları­ Tan­rı, Sözü’yle yı­ka­ya­rak te­miz­li­yor. İle­ri­de be­lir­li bir gün­de Ki­li­se le­ke­siz, bu­ru­şuk­suz, muh­te­şem şe­kil­de süs­len­miş bir ge­lin ola­rak Rab’be sunula­cak­tır.

Ki­li­se dediğimizde bu her­han­gi bir bi­na­ ya da or­ga­ni­zas­yon değil, gerçekten İsa Mesih’e iman eden insanlardır.


20-02-2018:

 

SALI

Dienstag

20

 ŞUBAT

Februar

 

Ey kocalar, Mesih’in kilise topluluğunu sevdiği ve kendisini onun yararına verdiği gibi, siz de karılarınızı sevin.

Efesoslular 5: 25
 

Ihr Männer, liebt eure Frauen, wie auch der Christus die Gemeinde geliebt und sich selbst für sie hingegeben hat.

Epheser 5, 25
 

der Nutzen, der Vorteil: yarar
 

Bi­li­yor mu­su­nuz? Ka­rı­sı­nı sev­me­yen bir ada­mın ka­rı­sın­dan bo­yun eğ­me­si­ni bek­le­me­si Tan­rı ta­ra­fın­dan as­la onay­lan­mı­yor. Hat­ta Tan­rı diyor ki, bir adam ka­rı­sı­nı Me­sih’in iman­lı­la­rı sev­di­ği gi­bi sev­mez­se ondan itaa­ti, bo­yun eğ­me­ği de bek­le­ye­mez. Bu­ra­da en yük­sek aşa­ma­da bu­lu­nan sev­gi­den söz edi­li­yor. Gü­nü­müz­de genç­le­ri­mizin cin­sel­lik konusun­da oldukça fazla bilgileri vardır. Ay­nı za­man­da ev­li­lik konusun­da da bir sü­rü ki­tap var­dır, ama ya­zı­lan ki­tap­la­rın birço­ğu yerinde olmayan­ ki­tap­lar­dır. Me­sih iman­lı­sı ev­li­lik için­de ger­çek sevginin ne ol­du­ğu­nu Tan­rı Sö­zü ara­cı­lı­ğıy­la öğ­re­ne­bi­lir. Bu sev­gi bir ör­nek ola­rak Me­sih ta­ra­fın­dan ken­di bağ­lı­la­rı­na gös­te­ril­miş­tir. Bu, en yüksek dü­zey­de gös­te­ri­le­bi­len bir sev­gi­dir. Ay­nı sev­gi­yi Rab ev­li­lik içinde­ gör­mek is­ter. B­u sev­giyi yer­yü­zün­de bulmak mümkün değildir.

Me­sih’in sev­gi­si, her şe­ye rağ­men se­ven bir sev­gi­dir. Öy­le­si­ne bü­yük bir sev­gi ki, bi­zi mut­suz­luk, pis­lik için­de gö­rün­ce bi­ze ya­şam sağ­la­mak için ken­di­si­ni fe­da et­ti. Rab, bi­zim de ken­di­si­ni ör­nek al­ma­mı­zı is­ti­yor.


19-02-2018:

 

PAZARTESİ

Montag

19

 ŞUBAT

Februar

 

Mesih bedenin kurtarıcısıdır.

Efesoslular 5: 23

 
Christus ist der Heiland des Leibes.

Epheser 5, 23
 

der Christus, der Messias: Mesih
der Leib: beden, vücut
der Retter, der Heiland: kurtarıcı


 

Ev­li­lik ko­nu­su­na iliş­kin bi­ri­si­ çı­kıp bana, Ali kardeşim, sen bu ko­nu­da çok idea­list ve ro­man­tiksin, diyebilir­. Ama Aden Bah­çe­si’n­de Tan­rı on­la­rı bu şe­kil­de ya­rat­mış­tı. Tan­rı, işe ro­man­tik bir çift­le baş­ladı.­ Bü­yük bir ola­sı­lık­la Tan­rı, Adem’e o ka­dı­nı, Adem bi­ri­si­ne ih­ti­ya­cı oldu­ğu­nun bi­lin­ci­ne va­ra­na dek ver­me­miş­ti. Ka­dın bir yar­dım­cı ola­rak ve­ril­miş­ti. Bu söz­cü­ğün bu­ra­da kul­la­nı­lış bi­çi­mi, ada­mın ya­nın­da bir yar­dım­cı, eş ol­du­ğuy­du. Er­kek ve ka­dın, Aden bah­çe­sin­de mut­lu­luk içinde­ ya­şa­ya­cak­lar­dı. Tan­rı on­la­rı bir­leş­tir­miş ve on­la­ra, Adem­ler, Havva­lar de­ğil, Adem ve Hav­va adı­nı ver­miş­ti.

Elçi Pav­lus bi­zlere iman­lı ai­le için­de na­sıl ya­şa­nıl­ma­sı ge­rek­ti­ği konusun­da ör­nek­ler ve­ri­yor. İman­lı bir ai­le her za­man Me­sih’i yansıtma­lı­dır. Mesih’i yansıtan bir aile huzurlu, esenlikle dolu bir ailedir. Hatalar, sevgisizlikler, sorunlar bazen ortaya çıksa bile, Mesih’e sevgi ve saygı nedeniyle bu sorunları Rab’bin önüne getirip gerekirse eşinden af diler, gerekirse tövbe eder ve yeniden o esenliği yakalayarak aile yaşamı na devam ederler.


18-02-2018:

 

PAZAR

Sonntag

18

 ŞUBAT

Februar

 

Mesih inanlılar topluluğunun başı olduğu gibi, erkek de kadının başıdır.

Efesoslular 5: 23
 

Denn der Mann ist das Haupt der Frau, wie auch der Christus das Haupt der Gemeinde ist.

Epheser 5, 23
 

die Gemeinde: kilise, inanlılar topluluğu
der Kopf, das Haupt: baş


 

Me­sih, inan­lı­lar top­lu­lu­ğu­nun ba­şı ol­du­ğu gi­bi, er­kek de ka­dı­nın ba­şı­dır!” Han­gi açı­dan? Bu bir sev­gi iliş­ki­si­dir ve dü­zen açı­sın­dan koca­nın baş ol­ma­sı ge­rekir. Bu bö­lüm­de, dü­zen ba­kı­mın­dan başa ilişkin dört de­ği­şik alan ol­du­ğu­nu gö­rüyoruz. Ka­dın­la­rın ko­ca­la­rı­na tabi ol­ma­la­rı ge­re­kir. Ko­ca­la­rın Me­sih’e, ço­cuk­la­rın da an­ne‑ba­ba­la­rı­na tabi ol­ma­la­rı ge­rek­ir. Kö­le­le­rin efen­di­le­ri­ne tabi ol­ma­la­rı ge­re­kir. (O dönemler­de bir kö­le­lik sis­te­mi var­dı, ama bu­gün bu­nun ye­ri­ne, iş­çi­le­rin, iş ve­ren­le­ri­ne tabi ol­ma­la­rı ge­re­kir, di­ye­bi­li­riz). Bu, si­zi se­ven bi­ri­ne kar­şı tat­lı ve gö­nül­lü bir ba­ğım­lı­lık­tır. Bu tür bir iliş­ki ol­ma­sı ge­rek­ir. Eğer için­de sev­gi yok­sa, tabi ol­ma dü­şün­ce­si­nin hiç­bir de­ğe­ri yok­tur.

43 yıldan fazladır ki, ev­li­lik­te­ki so­run­la­rı göz­le­mek­te ve da­nış­man­lık yap­mak­ta­yım. Ev­li­lik­ler­de ço­ğu za­man er­kek­lerin hatalı ol­du­ğu­nu gördüm. Çün­kü ev­li­likte­ sev­gi ışı­ğı­nın yan­ma­sı­nı sür­dü­ren er­kek­tir. Kutsal Söz’de­, “Ah, ne gü­zel­sin, aş­kım!” di­yen gü­vey­dir. O da, “Sev­gi­lim be­nim ve ben onu­num” di­ye kar­şı­lık ve­rir. Er­kek sev­gi­si­ni di­le getirir, ka­dın da kar­şı­lık ve­rir.


17-02-2018:

 

CUMARTESİ

Samstag

17

 ŞUBAT

Februar

 

Ey kadınlar, Rab’be bağımlı olur gibi, kocalarınıza bağımlı olun.

Efesoslular 5: 22
 

Ihr Frauen, ordnet euch euren Männern unter als dem Herrn.

Epheser 5, 22
 

die Frau: kadın
der Ehemann: koca
sich unterordnen: bağımlı olmak


 

Bir ai­le ba­ğı içe­ri­sin­de Tan­rı Sö­zü ka­dı­na ve er­ke­ğe yük­le­di­ği sorum­lu­luk­lar var­dır. “Çün­kü” di­yor, “Me­sih na­sıl inanlılar­ topluluğunun ba­şı ise, er­kek de ka­dı­nın ba­şı­dır. Me­sih be­de­nin kurtarıcı­sı­dır. İnanlılar­ top­lu­lu­ğu Me­sih’e ba­ğım­lı ol­du­ğu gi­bi, ka­dın­lar da ko­ca­la­rı­na her ko­nu­da ba­ğım­lı ol­sun­lar” (Ef.5:23‑24).

“Ba­ğım­lı ol­ma!” ya da Abo­yun eğ­me” de­di­ği za­man, aca­ba ne de­mek iste­ni­yor? Ba­yan­lar­la il­gi­li ola­rak bu “bo­yun eğ­me” söz­cü­ğü geç­miş­te yan­lış al­gı­lan­dı­ğı ve yan­lış yo­rum­lan­dı­ğı için kö­tü yol­da kul­la­nıl­dı. Bura­da, “Ey ka­dın, ko­ca­na itaat et, ona bo­yun eğ!” şek­lin­de bir buy­ruk ve­ril­mi­yor. Bo­yun eğ­mek da­ha duy­gu­lu bir iliş­ki­yi di­le ge­ti­rir. Sev­giy­le do­lu bir söz­dür. Me­sih’i na­sıl se­vi­yor­sak ve O’nu sev­di­ği­miz­den do­la­yı O’na na­sıl bo­yun eği­yor­sak ka­dın da ko­ca­sı­na o sev­gi bağ­lan­tı­sı için­de bo­yun eğ­me­li­dir. Ya­ni sev­gi­den do­la­yı bir bo­yun eğ­me söz ko­nu­su­dur. Pav­lus ev­li­lik­ bağı için­de çift­le­rin bir­bir­le­ri­ne kar­şı na­sıl dav­ran­ma­la­rı ge­rek­ti­ği­ni ya­zı­yor. Bu­ra­da, “ken­di ko­ca­la­rı­nı­za” de­me­si­ne dik­kat edin. Tes­li­mi­ye­tin te­me­li çok ki­şi­sel, sev­gi do­lu bir iliş­ki­dir.


16-02-2018:

 

CUMA

Freitag

16

 ŞUBAT

Februar

 

Hiç bir şeyi bencil tutkularla ya da boş övünmeyle yapmayın. Her biriniz alçakgönüllülükle öbürünü kendinizden üstün sayın.

Filipililer 2: 3
 

Tut nichts aus Eigennutz oder eitler Ruhmsucht, sondern in der Demut achtet einer den anderen höher als sich selbst.

Philipper 2, 3
 

eigennützig, selbstsüchtig: bencil

 

Bir insanın başkasını kendisinden üstün sayması mümkün müdür? Olduğumuz gibi açık ve net görünebilirsek bu mümkün olabilir. Tanrı’nın kim olduğunu açıklıkla görebilirsek, kendimizi de görebiliriz. O zaman kardeşleri özel bir duruma takılmadan kendimizden üstün olarak görebiliriz. Hatta eşimizi de üstün görebiliriz. Ama genelde öyle yapmıyoruz; diğerlerine baktığımızda gururlanıp kendimizi daha yüksek tutuyoruz. Ya da karşıdakinin bize boyun eğmesini istiyoruz.

Mavi dünyamıza çok yüksekten uçan bir uçakla bakarsak, dünyadaki tüm tepeleri, dağları, hatta en yüksek dağ olan Everest’i, ülkemizdeki Ağrı dağını hep aynı düzeyde görürüz; yani bir dağın başka bir dağdan daha yüksek olduğunu görmeyiz, aradaki farklılıklar kaybolup gider.

Tanrı’nın olduğu yerden, o yüksekliklerden bakıldığında, hepimizin aynı ayarda, aynı düzeyde olduğunu görürüz. Bu nedenle de bizim aramızda hiçbir fark yok. Bunu açıklıkla ve net olarak görebilirsek, o zaman alçakgönüllülükle bir kişi diğerini kendisinden üstün görebilir.


15-02-2018:

PER ŞEMBE

Donnerstag

15

 ŞUBAT

Februar

 

Ey gençler, siz de ihtiyarlara bağımlı olun. Hepiniz birbirinize karşı alçakgönüllülüğü kuşanın. Çünkü, “Tanrı kibirlilere karşıdır. Ama alçakgönüllülere lütfeder.”

1 Petrus 5: 5 

Ebenso ihr Jüngeren, ordnet euch den Ältesten unter! Alle aber umkleidet euch mit Demut im Umgang miteinander! Denn “Gott widersteht den Hochmütigen, den Demütigen aber gibt er Gnade”.

1. Petrus 5, 5
 

Aile bağlarını sağlıklı tutan faktörlerin başında alçakgönüllülük gelmektedir. Elçi Petrus, gençlerin yaşlılara bağımlı olmaları gerekir dedikten sonra Ahepiniz birbirinize karşı alçakgönüllü olun” diyor. Bu hem inanlılar topluluğundaki herkesi içine alıyor, hem de aileler kapsıyor. Peki ama alçakgönüllülük ne demektir? En başta açık ve net olarak görülmek demektir. Yani alçakgönüllülük, görüşü, düşünceleri açık olmak demektir. Alçakgönüllülük, Tanrı’nın kim olduğunu ve bizim kim olduğumuzu bilmek demektir. İnanlılar arasında, inanlılar topluluğunda ve aile içerisine birbirimize karşı açık olup net görülebilirsek, o zaman aramızda hem uyum, hem anlayış, hem de hoşgörü olur. Başka deyişle birbirimizi olduğumuz gibi kabul ederiz. Karşıdakinin görüşlerine anlayışla yaklaşırız.

Elçi Petrus burada alçakgönüllülüğü kuşanın, derken, alçakgönüllülüğün bizi kuşatan, bağlayan bir kuşak gibi olduğunu betimliyor. Gerçekten de alçakgönüllülük hem kardeşleri, hem de eşleri birbirine bağlayan bir kuşak gibidir.


14-02-2018:

 

ÇAR ŞAMBA

Mittwoch

14

 ŞUBAT

Februar

 

Mesih’e saygı nedeniyle birbirinize bağımlı olun.

Efesoslular 5: 21
 

Ordnet euch einander unter in der Ehrfurcht vor Christus.

Epheser 5, 21
 

warum?: neden?
der Grund: neden
wegen ...: ... nedeniyle

 

Tanrı Sözü, “birbirinize bağımlı olun” diyor. Bağımlı olmak birisine her konuda boyun eğmek demek değildir. Bağlılık sadakat, saygı, sevgi göstermek demektir. Üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek demektir.

Ayet şöyle başlıyor: “Mesih’e duyduğunuz saygıdan ötürü birbirinize bağımlı olun!” diyor. Bağımlı olabilmeyi olanaklı kılan Tanrı’ya imandır. Tanrı’ya, kurtarıcımıza saygı duyuyorsak, o zaman da O’nun isteği ve buyruğu olan aile ilişkisinde o sadakat, bağlılık kendisini göstermesi gerekiyor. Bu bağlılık özellikle zoraki bir bağlılık değil, sevgi ve güven üzerine kurulan bir ilişkidir, bir bağdır. Rab, “Beni seviyorsanız, buyruklarımı yerine getirirsiniz” (Yu.14:15) demişti. Burada bir seçenek var: Seviyorsanız buyruklarımı tutun, eğer beni sevmiyorsanız, buyruklarımı da unutun” diyor.

Pavlus, Mesih’e saygı nedeniyle birbirimize boyun eğmemiz gerektiğini söylerken, Tanrı’ya olan saygı ve sevgimizden dolayı birbirimizle alçakgönüllü bir şekilde yaşamamız gerektiğni belirtiyor.


13-02-2018:

 

SALI

Dienstag

13

 ŞUBAT

Februar

 

Mesih’e saygı nedeniyle birbirinize bağımlı olun.

Efesoslular 5: 21
 

Ordnet euch einander unter in der Ehrfurcht vor Christus.

Epheser 5, 21 

die Ehrfurcht, die Wertschätzung: saygı
die Ehrfurcht vor Christus: Mesih’e saygı
sich unterordnen: bağımlı olmak


 

Tanrı, aile birliğini oluşturdu ve aile ocağında güvenin, dürüstlüğün, sadakatin, bağlılığın oluşmasını amaçladı. Öyle ki, aile ocağında huzur, esenlik, mutluluk, barış, sevgi ve özgüven olsun. Ama bizler genellikle gerçek yüzümüzü göstermeyiz, çeşitli maskeler takarız. Bizim gerçekten ne olduğumuzu, neler düşündüğümüzü kimsenin bilmesini istemeyiz. Gerçek yüzümüzü süsleyip güzel bir şekle koyup gösteririz. Bizimle sıkı bir ilişki ve dostluk içinde bulunan kimseler bile bizim gerçek iç yüzümüzü, ne olduğumuzu bilmezler. Güçlüklerimizi, sorunlarımızı, başarısızlıklarımızı ya da Tanrı’nın bizi sık sık affetmesi gerektiğini bilmezler. Dürüstlüğün, açıklığın ve berraklığın yokluğu her zaman günahın sonucudur. Bu da bizi daima korku içerisinde tutarak huzursuz eder; yüzümüze çeşitli maskeler takmak gereğini hissederiz ve durmadan da gerçek yüzümüzü değil, taktığımız maskeleri gösteririz. Sürekli maskelerle yaşamak ne acıklı! Sadece bu değil, aile içinde birbirimize saygımız da kalmaz, birbirimize bağımlı da olmayız. Oysa Rab’bin Sözü, “birbirinize bağımlı olun!” der.

12-02-2018:

PAZARTESİ

Montag

12

 ŞUBAT

Februar

 

Adem’le Havva Rab Tanrı’nın sesini duydular. O’ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler.

Yaratılış 3: 8 b
 

Adam und Eva hörten die Stimme Gottes, des Herrn. Sie liefen vor ihm weg und versteckten sich zwischen den Bäumen.

1. Mose 3, 8 b
 

weglaufen, fliehen: kaçmak
 

İlk günah, Adem ile Havva’nın Aden bahçesinde Tanrı’dan kaçıp saklanmalarına neden oldu. Önce Tanrı ile ve birbirleriyle dürüst ve açık olan bu kişiler, günah işler işlemez Tanrı’dan saklanmaya başladılar. Tanrı’dan saklanmaya başladıkları için, hemen birbirlerinden de saklanmaya başladılar. İkinci olarak birbirlerinin ayıplarını gördüler. Üçüncü olarak korktular ‑ Tanrı’dan korktular, Tanrı’dan kaçıp saklandılar. Dördüncü olarak da birbirlerini suçladılar. İşte günahın yaptığı budur. Dün aynıydı, bugün de aynıdır ve yarın da aynı olacaktır.

Adem’in yüreğinde, Havva’nın bilmesini istemediği bir sürü düşünceler ve tepkiler belirdi. Aynı şeyler Havva’nın yüreğinde de ortaya çıkmaya başladı. Biliyor musunuz, Tanrı’dan saklanacak bir şeyimiz olduğu zaman onu birbirimizden de saklarız. Yüreğimizde, yaşamımızda bir günah olduğu zaman, bunu gizleriz; suçu da ona buna atmaya kalkarız. Oysa Tanrı’nın ışığında yaşayan birinin alnı ak, yüzü açıktır. Tanrı bizleri Kendisiyle ışıkta yaşamaya çağırıyor.


11-02-2018:

 

PAZAR

Sonntag

11

 ŞUBAT

Februar

 

Ben insanlarda yaşam olsun, hem de bol yaşam olsun diye geldim.

Yuhanna 10: 10
 

Ich bin gekommen, damit sie Leben haben, und es in Überfluss haben!

Johannes 10, 10
 

kommen: gelmek
ich bin gekommen: geldim


 

Esenlik, barış ve huzur dolu bir yaşamı herkes ister, ama insan böyle bir yaşamı nerede bulacağını bilmiyor. Ya da yanlış yerlerde arıyor. Oysa İsa Mesih açık bir şekilde, “Ben size bol yaşamı vermek istiyorum” diyor. İsa Mesih bol, dolu ya da çok yaşamdan söz ederken mutlu, barış, esenlik içinde yaşanan bir yaşamdan söz ediyor. Yani yaşamın zevkini tadarak, yaşamın anlamını bilerek yaşamanın tadına vararak yaşamaktan söz ediyor. Bu bol yaşam İsa’nın bize vermekte olduğu yaşamdır. Bu bol yaşam, hem Tanrı’yla, hem de başkalarıyla bizim aramızda beraberlik ve birlik içinde kendini gösteren yaşamdır. Her yerden önce bu yaşamın uygulanması, yaşama geçirilmesi aile içinde başlamalıdır. Ama biz günahı en çok evimizde işliyoruz. Alınganlıklar, kavgalar, öfkelenmeler, bencillikler, kıskançlıklar, sevgisizlikler evde görülen bozukluklardan bazılarıdır. Bizimle başkaları arasına ve bizimle Tanrı arasına giren her şey, Tanrı’yla olan beraberliğimizi bozar. Böylece tanrısal, bol yaşamdan yoksun kalıyoruz. Tanrısal yaşamla dolmayan bir yürek bereketli, huzurlu bir yürek olamaz.


10-02-2018:

 

CUMARTESİ

Samstag

10

 ŞUBAT

Februar

 

Ben onlarda yaşam olsun, hem de BOL YA ŞAM olsun diye geldim!

Yuhanna 10: 10
 

Ich bin gekommen, damit sie Leben haben, und es in Überfluss haben!

Johannes 10, 10
 

das Leben: yaşam
die Fülle: bol

 

İsa Mesih, “Ben onlarda yaşam olsun” dediğinde bunu anlıyoruz da, bol yaşam dediğinde, ne demek istiyor?

Dünyada yaşarken, sadece belirli bir süre yaşayan makineler değiliz. Bizim kalbimiz, aklımız, vicdanımız, kişiliğimiz, duygularımız vardır. İsteklerimiz, beklentilerimiz vardır. Bizi sevindiren, mutlu eden, aynı zamanda bize acı veren, ezen, korkutan ve üzen durumlar vardır. Yaşarken tüm kişiliğimiz, duygularımız, yapımız, olaylar, durumlar bizi etkilerler.

İsa Mesih bol, dolu ya da çok yaşamdan söz ederken mutlu, barış, esenlik içinde yaşanan bir yaşamdan söz ediyor. Yani yaşamın zevkini tadarak, yaşamın anlamını bilerek yaşamanın tadını çıkararak yaşamaktan söz ediyor.

Böyle bir yaşamı istiyoruz ama, peki sen bu yaşamı yaşıyor musun? Başka deyişle, mutlu musun? Esenliğin, barışın var mıdır? Dolu yaşamın başka bir göstergesi de, amaçlı, hedefli ve anlamlı bir yaşamdır. Yani yaşamının bir hedefi, anlamı ve amacı vardır; geleceğe güvenlik içerisinde bakmaktır. Var mı sende bunlar?


09-02-2018:

 

CUMA

Freitag

9

 ŞUBAT

Februar

 

Tanrı, "İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım” dedi... Tanrı insanı kendi suretinde yarattı.

Yaratılış 1: 26-27
 

Gott sprach: "Lasst uns den Menschen in unserem Bild, uns ähnlich, machen.” Und Gott schuf den Menschen in seinem Bild.

1. Mose 1, 26-27
 

machen, erschaffen: yaratmak
 

İnsanı diğer yaratıklardan ayıran, insan yapan, onu değerli kılan özellik, insanın Tanrı benzerliğinde yaratılmasıdır. Hepimizin atası olan Adem ile Havva Tanrı benzerliğinde yaratıldılar. Onlar hem Tanrı’yla, hem de kendi aralarında belirli bir süre uyum içerisinde yaşadılar. Çünkü onlar hem Tanrı için, hem de birbirleri için yaşıyor, Tanrı’nın isteğini uyguluyorlardı. Bu nedenle de aralarında tam bir uyum, esenlik ve sevgi vardı. Ama bir gün bu birlik, uyum bozuldu. Çünkü bu karı kocanın yaşamlarına günah girdi. O zaman onlar hem Tanrı’yla olan barış ve beraberliklerini, hem de kendi aralarında olan beraberliği, güveni yitirdiler. Artık kendileri için yaşamaya başladılar. Böylece bu ailede esenlik, uyum, sevgi gittikçe bozulmaya, yozlaşmaya ve yok olmaya başladı. Yani günah aileyi mahvetti. Ne yazık ki, günah bizi halen mahvetmeye devam etmektedir. Ama halen sevgi, barış ve huzur içerisinde yaşayabilme olanağımız vardır, eğer yeniden Tanrı’ya dönüp Tanrı’yı hayatımızın ilk yerine koyar ve O’na bağımlı yaşarsak. Peki, nasıl? Yanıtı önümüzdeki günlerde verilecektir.


08-02-2018:

PER ŞEMBE

Donnerstag

8

 ŞUBAT

Februar

 

Yahya peygamber İsa’ya ilişkin şöyle dedi: "Oğul’a iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Oğul’u dinlemeyen ise yaşam yüzü görmeyecektir. Tanrı’nın öfkesi onun üzerinde kalır!”

Yuhanna 3: 36
 

Johannes sagte über Jesus: "Wer an den Sohn glaubt, hat ewiges Leben; wer aber dem Sohn nicht gehorcht, wird das Leben nicht sehen, sondern der Zorn Gottes bleibt auf ihm.”

Johannes 3, 36

 

De­ğer­li dos­tum, Kut­sal Ki­tap yo­luy­la Tan­rı biz in­san­la­ra şu ha­be­ri bil­di­ri­yor: “Be­nim öz var­lı­ğım olan İsa Me­sih’i si­ze yol­la­dım ve o gö­nül­lü ola­rak siz in­san­la­rın ye­ri­ne öl­me­ye, ce­za­nı­zı yük­len­me­ye gel­di. O yer­yü­zün­de gü­nah­la­rı­nı­zın ce­za­sı­nı üst­le­ne­rek çar­mıh­ta ca­nı­nı ver­di. Ama üç gün son­ra ölü­mü ye­ne­rek di­ril­di ve cen­ne­tin ka­pı­la­rı­nı aç­tı.  Şim­di ba­na ge­len yol açık­tır. Siz­le­ri yi­ne ya­nım­da, cen­net­te gör­mek is­ti­yo­rum. Oğ­lum adıy­la ba­na ge­lin” di­yor.

Bu çağ­rı­ya na­sıl bir tep­ki gös­te­re­cek­si­niz? İki yol var­dır: Ya, “Tan­rı na­sıl ken­di var­lı­ğı­nı, oğ­lu­nu bi­zim için ve­re­bi­lir? Ha­yır böy­le şey ol­maz, her ko­yun ken­di ba­ca­ğın­dan asıl­ma­lı­dır. Be­nim di­nim var”; hat­ta bi­raz da­ha ile­ri­ye gi­dip ora­da bu­ra­da duy­du­ğu­nuz şu söz­le­ri alay­cı bir şe­kil­de tek­rar­la­yıp du­ra­cak­sı­nız: “Ca­nım, Tan­rı’nın oğ­lu olur mu hiç” di­ye­rek bu­na sırt çe­vi­re­cek­si­niz ya da bu çağ­rıy­la Tan­rı’nın ne ka­dar çok mer­ha­met­li, adil ve sev­gi ol­du­ğu­nu gö­re­cek, “e­vet, O’nun sun­du­ğu bu kur­tu­luş yo­lun­dan ya­rar­lan­mak is­ti­yo­rum” de­yip Rab’be dö­ne­cek­si­niz İsa Me­sih adın­da.


07-02-2018:

ÇAR ŞAMBA

Mittwoch

7

 ŞUBAT

Februar

 

Ey ikiyüzlüler! Yeşaya’nın sizinle ilgili şu peygamberlik sözü ne kadar yerindedir: “Bu halk dudaklarıyla beni sayar, ama yürekleri benden uzak. Bana boşuna taparlar. Çünkü öğrettikleri, sadece insan buyruklarıdır.”

Matta 15:7-9
 

Heuchler! Treffend hat Jesaja über euch geweissagt, indem er spricht: “Dieses Volk ehrt mich mit den Lippen, aber ihr Herz ist weit entfernt von mir. Vergeblich aber verehren sie mich, indem sie als Lehren Menschengebote lehren.”

Matthäus 15, 7-9

 

Din­sel ku­ral­la­rı tut­ma­ya ça­lış­mak iş­le­nen su­çun ce­za­sı­nı or­ta­dan kal­dır­maz. Ya­sa­ya kar­şı ge­len kim olur­sa ol­sun, ce­za­sı­nı çek­me­li­dir. Bu ada­le­tin ge­re­ği­dir. Bu ne­den­le de Tan­rı töv­be töv­be, piş­man ol­dum, bir da­ha yap­ma­ya­ca­ğım di­ye­ni ya da din­sel ku­ral­la­rı tut­ma­ya ça­lı­şan in­san­la­rı ‑ is­te­se bi­le ada­le­ti­nin, doğ­ru­lu­ğu­nun ve kut­sal­lı­ğı­nın ge­re­ği ‑ ba­ğış­la­ya­maz.

Tan­rı’nın in­san­la­rı ba­ğış­la­ya­bil­me­si için tek yol ka­lı­yor­du: O da son­suz ve ku­sur­suz olan bi­ri­nin bu in­san­la­rın suç­la­rı­nı yük­len­me­siy­di. Ezel­den be­ri Tan­rı ile olan ve ruh­sal an­lam­da Tan­rı Oğ­lu de­ni­len İsa Me­sih bu işi ger­çek­leş­tir­di. Çün­kü o da Ba­ba Tan­rı’nın özün­den olup in­san­la­rı ba­ba Tan­rı gi­bi se­ver. İsa Me­sih bir ke­re­sin­de ken­di­si­ni din­le­yen­le­re şöy­le de­di: ABen in­san­lar­da ya­şam ol­sun, hem de bol ya­şam ol­sun di­ye gel­dim... Ben in­san­lar için ca­nı­mı ve­ri­rim... Ca­nı­mı ben­den kim­se ala­maz. Ama onu ken­di is­te­ğim­le ve­ri­yo­rum... Bu ne­den­le in­san­la­ra son­suz ya­şam ve­ri­rim. On­lar da son­su­za dek mah­vol­ma­ya­cak­lar. Di­ri­liş ve ya­şam Ben’im. Ba­na iman eden son­su­za dek ya­şa­ya­cak­tır” (Yu.10:10,18,28; 11:25).


06-02-2018:

 

SALI

Dienstag

6

 ŞUBAT

Februar

 

Esenlik yokken, "Esenlik, esenlik” diyerek halkımın yarasını sözde iyileştirdiler.

Yeremya 6:14
 

Und sie heilen den Bruch der Tochter meines Volkes oberflächlich und sagen: Friede, Friede! ‑ und da ist doch kein Friede.

Jeremia 6, 14

Se­ven Tan­rı, in­sa­nın yok ol­ma­sı­nı is­te­mi­yor, on­la­rı sev­gi­si­ni, ada­le­ti­ni ze­de­le­me­den kur­tar­mak is­ti­yor­du. Ama na­sıl?

Şim­di töv­be töv­be de­yin ye­ter, de­sey­di, bu Tan­rı ada­le­ti­ne sığ­maz­dı. Bu tıp­kı, dev­le­tin koy­du­ğu bir ya­sa­ya kar­şı ge­lip son­ra da piş­man ol­dum, töv­be, bir da­ha yap­ma­ya­ca­ğım.  Şim­di be­ni ce­za­lan­dır­ma­yın de­me­ye ben­zer­di. Ör­ne­ğin, ara­bay­la kır­mı­zı lam­ba­dan ge­çi­yor­sun ve ya­ka­la­nı­yor­sun. Piş­man ol­dum, töv­be töv­be. Şim­di ce­za­dan vaz­ge­çin de­nil­sey­di, böy­le bir is­tek ka­bul edi­le­bi­lir miy­di? Ke­sin­lik­le ha­yır. Bu müm­kün de­ğil. Ben bir ke­re­sin­de is­te­me­ye­rek kır­mı­zı lam­ba­dan geç­tim, ta­bii ka­ma­raya ya­ka­lan­dım. Çok üzül­düm, piş­man ol­dum. Ken­di­me söz ver­dim, bir da­ha as­la dik­kat­siz ol­ma­ya­ca­ğım, de­dim, ama tüm bun­lar bir ay eh­li­ye­ti­min alın­ma­sı­na, bir­kaç yüz Eu­ro da pa­ra öde­me­me en­gel ol­ma­dı. Suç iş­len­di­ğin­de ke­sin­lik­le onun öden­me­si ge­re­kir. Tan­rı’nın ada­le­ti, kut­sal­lı­ğı çok çok da­ha yü­ce­dir. Bu ne­den­le iş­le­nen ha­ta­nın ce­za­sı kesinlikle ve­ri­lir. Bu ada­le­tin, doğ­ru­lu­ğun ge­re­ği­dir!


05-02-2018:

 

PAZARTESİ

Montag

5

 ŞUBAT

Februar

 

“Keşke bugün sen de esenliğe giden yolu bilseydin” dedi. “Ama şimdilik bu senin gözlerinden gizlendi.”

Luka 19:42
 

Er sprach: Wenn auch du an diesem Tag erkannt hättest, was zum Frieden dient! Jetzt aber ist es vor deinen Augen verborgen.

Lukas 19, 42
 

Geç­ti­ği­miz gün­ler­de an­lat­tı­ğı­mız öy­kü­de as­lın­da kral Tan­rı’dır. Halk ise biz in­san­la­rız. Bu öy­kü se­nin ve be­nim öy­küm­dür, bu öy­kü tüm in­san­lı­ğın öy­kü­sü­dür.

Tan­rı biz­le­ri ya­rat­tı ve biz­ler O’nun hal­kı­yız. Tan­rı biz in­san­la­rı ya­ra­tır­ken, son­suz ola­rak ya­rat­tı, ken­di ben­zer­li­ğin­de ya­rat­tı ve tüm zen­gin­li­ği­ni in­sa­na sun­du. Be­nim gi­bi son­suz­ca ya­şa­ya­cak­sı­nız ve be­nim­le ola­cak­sı­nız cen­ne­te, de­di. An­cak Tan­rı bir ya­sak koy­du. Bu ya­sak in­sa­nın Tan­rı’ya olan bağ­lı­lı­ğı­nı, itaa­ti­ni gös­te­re­cek­ti. Bu­nun dı­şın­da cen­net­te Tan­rı’nın tüm zen­gin­li­ği in­san­lı­ğa su­nul­du. Ama in­san bu tek ya­sa­ğa bo­yun eğ­me­di ve Tan­rı’nın ya­sa­sı­na kar­şı gel­di, O’nun söz­le­ri­ni hi­çe say­dı. Bu ne­den­le de in­san cen­net­ten ko­vul­du, son­suz­luk için ya­ra­tı­lan in­san ölüm­lü ol­du.

Ama se­ven Tan­rı, in­sa­nın yok ol­ma­sı­nı is­te­mi­yor, on­la­rı sev­gi­si­ni, ada­le­ti­ni ze­de­le­me­den kur­tar­mak is­ti­yor­du. Ama na­sıl?


04-02-2018:

PAZAR

Sonntag

4

 ŞUBAT

Februar

 

Ne var ki, herkes Müjde’ye uymadı. Yeşaya’nın dediği gibi: “Ya Rab, verdiğimiz habere kim inandı?”

Romalılar 10:16
 

Aber nicht alle haben dem Evangelium gehorcht. Denn Jesaja sagt: AHerr, wer hat unserer Verkündigung geglaubt?”

Römer 10, 16

Kra­lın da­ve­ti­ne ina­nıp ge­len­ler kra­lın söy­le­dik­le­ri­nin ne ka­dar doğ­ru ol­du­ğu­nu gör­dü­ler ve ona da­ha çok hay­ran kal­dı­lar. Ge­ri dön­dük­le­ri­ne hiç piş­man ol­ma­dı­lar. Kra­lın zen­gin­li­ğin­den, esen­li­ğin­den ya­rar­la­nıp se­vinç­le kra­la hiz­met et­me­ye baş­la­dı­lar. He­men va­tan­daş­la­rı­na, in­san­la­ra gi­dip, Aar­ka­daş­lar, kar­deş­ler, kral ger­çek­ten se­ve­cen bir ba­ba­dır. O biz­ler için ken­di oğ­lu­nu ger­çek­ten ölü­me ver­di. Ona ge­le­ni ba­ğış­lı­yor ve ül­ke­si­ne alı­yor. Tıp­kı es­ki­si gi­bi, tüm zen­gin­li­ği­ni on­la­ra su­nu­yor. Biz git­tik ve bu­nu gö­ne­ni­yo­ruz. Siz de ge­lin”, de­di­ler. Ama in­san­lar on­lar­la alay et­me­ye baş­la­dı­lar, ba­zı­la­rı kız­dı­lar. Siz­ler sa­tın alın­dı­nız, şim­di ge­lip biz­le­ri kan­dır­ma­ya ça­lı­şı­yor­su­nuz. Siz­ler biz­le­re iha­net et­ti­niz, sa­fın te­ki­si­niz tü­rün­den de laf­lar et­ti­ler.

Sev­gi­li dost­lar, siz bu halk ara­sın­da ol­say­dı­nız na­sıl bir tu­tum ta­kı­nır­dı­nız?

Ge­lin si­ze bu ola­yı Kut­sal Ki­tap’tan an­la­ta­lım. Çün­kü bu öy­kü se­nin ve be­nim öy­küm­dür, bu öy­kü tüm in­san­lı­ğın öy­kü­sü­dür.

Yu­ka­rı­da an­lat­tı­ğı­mız öy­kü­de kral, Tan­rı’dır. Halk ise biz in­san­la­rız.


03-02-2018:

CUMARTESİ

Samstag

 

3

 ŞUBAT

Februar

 

Söz dinlemeyen, asi bir halka bütün gün ellerimi uzatıp durdum.

Romalılar 10:21

Den ganzen Tag habe ich meine Hände ausgestreckt zu einem ungehorsamen und widersprechenden Volk.

Römer 10, 21
                                           
ausstrecken: uzatmak

 

Kralın bu sevgi dolu çağrısına insanlar inanmadılar: “Hayır, böyle bir şey olur mu hiç? Bizi bu kadar çok seviyordu da, neden önce kovdu?  Şimdi nasıl en sevdiği tek oğlunu bizim için ölüme verebilir? Bu işin içinde bir bit yeniği var” diyerek geri dönmediler. Bazıları alay ettiler. Yok canım, bir baba oğlunu başkaları için nasıl ölüme verebilir? O zaman kral oğlunun gerçek babası değildir. Bazıları da, saflığa bakın, bizi kandırmaya çalışıyor. Kralın dediği ne akla sığıyor ne de mantığa, diye düşündüler. Bazıları, hayır her koyun kendi bacağından asılır. Benim gururum buna izin vermez. Benim kendim bir şeyler yapmalıyım kurtulmak için. İcabında kendi cezamı kendim çekebilirim, diyerek geri dönmediler. Ama çoğu ölüme doğru gittiğinin, ölümün her gün daha yakına geldiğinin farkında bile değildiler.

Kralın çağrısını öneme alıp bunun üzerinde düşünen az bir kesim de vardı. Sevgi ve merhamet dolu bir kral neden yalan konuşsun ki. Böyle bir krala hayran olmak, sunduğu oğlu adıyla bu krala hemen dönmek gerekir deyip sevinçle yola koyuldular.


02-02-2018:

 

CUMA

Freitag

 

2

 ŞUBAT

Februar

 

Gerçek acılarımızı O taşıdı, elemlerimizi O yüklendi. Bizse Tanrı tarafından cezalandırıldığını sandık.

Yeşaya 53: 4

Jedoch unsere Leiden ‑ er hat sie getragen, und unsere Schmerzen ‑ er hat sie auf sich geladen. Wir aber, wir hielten ihn für bestraft, von Gott geschlagen und niedergebeugt.

Jesaja 53, 4

 

Oğul ba­ba­sı­na şöy­le der: “Ba­ba, bı­rak ben bu hal­kın için ce­za­yı çe­ke­yim. On­la­rın çek­me­si ge­re­ken ce­za­yı ba­na yük­le. Böy­le­ce hem ada­le­tin ye­ri­ne gel­miş olur, hem de sev­di­ğin hal­kı­nı kur­ta­rır­sın!” Ba­ba­nın yü­re­ği ya­nı­yor­du. Onun da ak­lın­dan bu geç­miş­ti. Ka­rar ver­me­liy­di. Bir yan­da en sev­di­ği oğ­lu, di­ğer yan­da yi­ne çok sev­di­ği hal­kı, in­san­la­rı! Ama kral oğ­lu­na der: “Sen bi­lir­sin oğ­lum! Ben se­ni zor­la­mam. Ma­dem ki sen de bu hal­kı be­nim gi­bi ve be­nim ka­dar se­vi­yor­sun ve ken­di­ni on­la­rın ye­ri­ne, on­la­rın ce­za­la­rı için ver­mek is­ti­yor­sun, o za­man ka­rar se­nin­dir!”

Kra­lın oğ­lu on­la­rın ce­za­la­rı­nı yük­len­di, hal­kın gü­na­hı onun gü­na­hı ol­du, onun doğ­ru­lu­ğu ise hal­kın doğ­ru­lu­ğu ola­rak su­nul­du ve böy­le­ce oğul o hal­kı için öl­dü­rül­dü. O halk da kra­lın ada­le­ti­ne gö­re ölüm­den kur­tul­muş ol­du­lar.

Kral he­men se­vinç­le hal­kı­na mek­tup­lar gön­der­di ve ül­ke­le­ri­ne dön­me­le­ri­ni is­te­di. AOğ­lum siz­le­re ya­kı­şan ce­za­yı üst­len­di, siz­le­rin ye­ri­ne öl­dü.  Şim­di suç­la­rı­nız oğ­lum­da ba­ğış­lan­dı. Onun adıy­la ba­na, ül­ke­me dö­nün!”

01-02-2018:

PEŞEMBE

Donnerstag

1

 ŞUBAT

Februar

 

Rab Tanrı... Adem’i Aden bahçesinden çıkardı, onu kovdu.

Yaratılış 3: 23-24


Und Gott, der HERR, schickte ihn (Adam) aus dem Garten Eden hinaus ... Und er trieb den Menschen aus.

1. Mose 3, 23-24

 

hinausschicken, hinauswerfen: çıkarmak

 

Kra­la itaat et­me­yip onun em­ri­ni ayak­lar al­tı­na alan halk, ar­tık ül­ke­den ko­vul­muş, yok ol­ma­ya, ölü­me mah­kum edil­miş­ler­dir.

Halk bu kez işin cid­di­ye­ti­ni an­la­yın­ca, baş­lar­lar su­çu bir­bir­le­ri­nin üzer­le­ri­ne at­ma­ya. Ama ar­tık çok geç­tir. Ül­ke­den atı­lan halk ölü­me mah­kum edil­miş­tir. Kral ül­ke­si­nin sı­nır­la­rı­na da bek­çi­ler ko­yar.

Bu­na rağ­men kral in­san­la­rı­nı çok se­vi­yor­du. Kra­lın koy­du­ğu ya­sa, onun ada­le­ti­nin, dü­rüst­lü­ğü­nün ge­re­ği­ydi. Kral koy­du­ğu ya­sa­dan, ver­di­ği söz­den dö­ne­mez­di. Halk ce­za­la­rı­nı çek­me­li­ydi.

Kra­lın bir de çok sev­di­ği bir tek oğ­lu var­dı. Bir gün ba­ba­sı­nın çok üz­gün ol­du­ğu­nu gö­ren oğul ona der: ABa­ba, ne­den üzü­lü­yor­sun?” Kral ise hal­kı­nın ölü­me terk edil­di­ği­ni, ama on­la­rı sev­di­ği­ni, kur­tar­mak is­te­di­ği­ni, an­cak ada­le­ti­ne gö­re ce­za­nın ke­sin­lik­le ye­ri­ne gel­me­si ge­rek­ti­ği­ni an­la­tır oğ­lu­na. Za­ten her şey­den ha­ber­dar olan oğul da üzü­lü­yor­du. Çün­kü o da se­vi­yor­du hal­kı­nı.

31-01-2018:

ÇAR ŞAMBA

Mittwoch

31

OCAK

Januar

 

Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin... ama iyiyle kötüyü bilme ağacın meyvesinden yeme.

Bahçede istediğin ağacın meyvesini yiyebilirsin... ama iyiyle kötüyü bilme ağacın meyvesinden yeme.

Yaratılış 2: 16-17

 

Von jedem Baum des Gartens darfst du essen; aber vom Baum der Erkenntnis des Guten und Bösen, davon darfst du nicht essen!

1. Mose 2, 16-17

 

Kral ta­ra­fın­da hal­ka su­nu­lan ni­met­ler ha­ri­ka­dır. İn­san­lar, ger­çek­ten de her şe­ye sa­hip bir şe­kil­de ya­şar­lar, hiç­bir ek­sik­lik­le­ri yok­tur. Ama on­la­rı bir me­rak sa­rar. Aca­ba, kra­lın o eliy­le dik­ti­ği ve mey­ve­sin­den ke­sin­lik­le ye­me­me­li­yiz de­di­ği bu ağa­cın mey­ve­sin­de ne ke­ra­met var, di­ye dü­şü­nüp ta­şı­nır­lar. Bu me­rak o ka­dar ço­ğa­lır ki, kra­lın sö­zü­nü pek öne­me al­ma­ya­cak du­ru­ma ge­lir­ler. Hat­ta on­la­rı kış­kır­tan, o mey­ve­den ye­me­niz ge­re­kir di­yen bi­ri bi­le or­ta­ya çı­kar. So­nun­da bir gün bu me­rak­la­rı­nı ye­ne­me­ye­rek gi­dip o ağa­cın mey­ve­si­ni ko­pa­rıp yer­ler. O sa­bah bah­çe­si­ne inen kral bir de ba­kar ki ağa­cın mey­ve­si­nin ye­rin­de yel­ler esi­yor. Kral çok üzü­lür ve kı­zar. Ça­ğı­rır hal­kı­nı hu­zu­ru­na: ABe nan­kör­ler” der, Asiz­le­re tüm zen­gin­li­ği­mi sun­dum. İs­te­di­ği­niz gi­bi bu zen­gin­li­ğim­den is­te­di­ği­niz­ce ya­rar­la­nın de­dim. An­cak siz­lere tek bir ya­sak koy­dum. Ama siz be­nim bu sö­zü­mü hi­çe al­dı­nız, be­ni hi­çe al­dı­nız, önem­se­me­di­niz. Ba­na kar­şı gel­di­niz.  Şim­di si­zi ül­kem­den at­mak zo­run­da­yım. Yok­sa ken­di ya­sa­mı çiğ­ne­miş olu­rum ki, bu be­nim sev­gi­me, ada­le­ti­me ters dü­şer” de­yip hal­kıül­ke­sin­den ko­var.


30-01-2018:

SALI

Dienstag

30

OCAK

Januar

 

İyilik ve kötülüğü bilme ağacından yemeyeceksin; çünkü ondan yediğin günde kesinlikle ölürsün.

İyilik ve kötülüğü bilme ağacından yemeyeceksin; çünkü ondan yediğin günde kesinlikle ölürsün.

Yaratılış 2: 17

 

Aber vom Baum der Erkenntnis des Guten und Bösen, davon darfst du nicht essen; denn an dem Tag, da du davon isst, musst du sterben!

1. Mose 2, 17

 

Zen­gin, gü­cü her şe­ye ye­ten bir kral var­dı. Bu kral sev­gi do­luy­du; hal­kı­nı ise sı­nır­sız bir şe­kil­de se­vi­yor­du. Bu ne­den­le de tüm zen­gin­li­ği­ni hal­kı­na sun­muş­tu. ABe­nim bu zen­gin­li­ğim­den ya­rar­la­nın. Be­nim­le be­nim gi­bi sal­ta­nat sü­rün. An­cak si­ze bir tek ya­sak ko­ya­ca­ğım. Bu ya­sak si­zin ba­na olan itaa­ti­ni­zi gös­te­re­cek­tir. Bah­çem­de elim­le dik­ti­ğim bir ağaç var­dır, ona do­kun­ma­yın, onun mey­ve­si­ni sa­kın ko­par­ma­yın. Bu emre kar­şı gel­mek­le, ba­na kar­şı gel­miş ola­cak­sı­nız, be­nim söz­le­ri­mi hi­çe say­mış ola­cak­sı­nız. Kim bu buy­ru­ğu­ma kar­şı ge­lir­se, ül­kem­den at­mak, onu ölü­me terk etmek zo­run­da ka­la­ca­ğım” der.

Kral tek­rar, ABa­kın” der, Abü­tün ül­ke­nin ni­met­le­ri­ni, mey­ve­le­ri­ni, seb­ze­le­ri­ni, or­man­la­rı­nı, do­ğa­sı­nı si­ze su­nu­yo­rum. Her tür zen­gin­li­ği si­ze ve­ri­yo­rum. Yi­yin, için, key­fi­ni­ze ba­kın, her tür­lü ih­ti­yaç­la­rı­nı­zı kar­şı­la­yın, kar­deş­çe ya­şa­yın. Ül­kem­de hiç­bir ek­si­ği­niz ol­ma­ya­cak. Ne is­ter­se­niz si­zin ola­cak. Ama bu bah­çem­de­ki ağa­ca sa­kın do­kun­ma­yın ve mey­ve­si­ni alıp ye­me­yin; ak­si hal­de ke­sin­lik­le ül­kem­den atı­lıp ölü­me terk edi­lir­si­niz.”


 

29-01-2018:

PAZARTESİ

Montag

29

OCAK

Januar

 

Egemen Rab şöyle diyor: Ben, kötü kişinin ölümünden sevinç duymam, ancak kötü kişinin kötü yollarından dönüp yaşamasından sevinç duyarım.

Egemen Rab şöyle diyor: Ben, kötü kişinin ölümünden sevinç duymam, ancak kötü kişinin kötü yollarından dönüp yaşamasından sevinç duyarım.

Hezekiel 33: 11

 

So spricht der Herr, HERR: Ich habe kein Gefallen am Tod des Gottlosen, sondern vielmehr daran, dass der Gottlose von seinem Weg umkehrt und lebt!

Hesekiel 33, 11

 

Biz­ler son­suz ölüm yar­gı­sı­na mah­ku­muz, çün­kü gü­nah­lı­yız. Ama bu yar­gı­dan kur­tul­ma­nın yo­lu var­dır. Na­sıl? Tan­rı’nın mer­ha­me­ti, ina­ye­ti sa­ye­sin­de. Tan­rı eğer İsa Me­sih’i bi­zim ye­ri­mi­zi alan ke­fil ola­rak ver­me­sey­di, kur­tul­mak müm­kün ol­maz­dı. Ama Tan­rı bu­nu yap­tı. Biz iyi ve gü­ve­ni­lir ol­du­ğu­muz için de­ğil, Tan­rı iyi ve sev­gi ol­du­ğu için yap­tı bu­nu. Tan­rı bi­ze de­ğer ver­di­ği için yap­tı. Bu ne­den­le hem de­ğer­li ol­du­ğu­mu­zu gör­me­li, hem de Tan­rı’nın uzat­tı­ğı bu kur­tu­luş eli­ne sa­rıl­mak ge­re­kir. Da­vut pey­gam­be­rin söy­le­di­ği bu aye­ti tek­rar vur­gu­la­ya­ca­ğım: De­ne ve gör, Rab ne iyi­dir!

Du­ru­mun ne olur­sa ol­sun, ne­re­de ve kim olur­san ol, fark et­mez; sen Tan­rı’ya de­ğer­li­sin ve Tan­rı se­ni de kur­tar­mak, ya­şa­mı­na bir an­lam, yü­re­ği­ne te­sel­li ver­mek is­ti­yor.

Uma­rım ve Rab’­den di­le­rim ki, Rab bu alan­da sa­na da yar­dım eder ve O’nun sun­du­ğu bu dost eli­ne uza­nır­sın.


28-01-2018:

PAZAR

Sonntag

28

OCAK

Januar

 

Her insanın sonu ölümdür, yaşayan herkes bunu aklında tutmalı.

Her insanın sonu ölümdür, yaşayan herkes bunu aklında tutmalı.

Vaiz 7: 2

 

Jenes (der Tod) ist das Ende aller Menschen, und der Lebende nimmt es sich zu Herzen.

Prediger 7, 2

 

das Ende: son

 

De­ğer­li dos­tum, ha­ya­tın ne ka­dar hız­la akıp git­ti­ği­ne emi­nim ki sen de ta­nık ol­mak­ta­sın. Bir göz açıp ka­pa­ya­na ka­dar bir bak­mı­şız ki, bir yıl da­ha ge­çip git­ti. Eğer ha­ya­tı­mız­da bir amaç, he­def yok­sa, ya­şam da­ha da zor ve sı­kı­cı olur. Özel­lik­le ge­le­ce­ğe iliş­kin umu­du­muz yok­sa, ya­şam ger­çek­ten de çe­kil­mez bir ha­le ge­lir. Bi­li­yo­rum ki, her şe­yin iyi git­ti­ği bir dün­ya­da ya­şa­mı­yo­ruz. Her ta­raf­ta so­run­la­rın, zor­luk­la­rın, hak­sız­lık ve ada­let­siz­lik­le­rin bol­ca ol­du­ğu bir dün­ya­da­yız. Ölü­me mah­kum olan, ama öl­me­den ön­ce ba­zı iş­le­ri yo­lu­na koy­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni dü­şü­nen ve bu ne­den­le de kral­dan izin is­te­yen fi­lo­zof Fin­ti­yas’ın han­gi iş­le­ri­ni hal­let­ti­ği­ni bil­mi­yo­rum, ama çok çok önem­li ol­ma­sı ge­rek­liy­di. Çün­kü ölü­me mah­kum ol­muş­tu ve öl­me­den ön­ce bu işi­ni hal­let­mek is­te­me­si, o an­da­ki ya­şa­mın­dan da­ha önem­li ol­sa ge­rek. Bi­zim de hal­let­me­miz ge­re­ken önem­li bir işi­miz var­dır. Son­suz ölü­me mah­ku­muz ve bir an ön­ce bu yar­gı­dan kur­tul­ma­mız ge­re­kir.  Şük­rol­sun ki, bu yar­gı­dan kur­tul­mak müm­kün­dür. Na­sıl mı? Ya­nı­tı ya­rın.


27-01-2018:

CUMARTESİ

Samstag

27

OCAK

Januar

 

Tadın ve görün, RAB ne iyidir. Ne mutlu O’na sığınan adam.

Tadın ve görün, RAB ne iyidir. Ne mutlu O’na sığınan adam.

Mezmur 34: 8

 

Schmecket und sehet, dass der HERR gütig ist! Glücklich der Mann, der sich bei ihm birgt!

Psalm 34, 9

 

schmecken: tatmak

 

Dün, kim ya­şa­mı­nı bir ar­ka­da­şı, dos­tu uğ­ru­na yi­tir­me pa­ha­sı­na ora­ya ko­ya­bi­lir, de­miş­tim. Dost­luk, ar­ka­daş­lık için bir­çok fe­da­kar­lık ya­pı­la­bi­lir, in­san ken­di­si­ni teh­li­ke­ye ata­bi­lir. Ama hiç kim­se ken­di­si­ne kö­tü­lük eden bi­ri için as­la ha­ya­tı­nı or­ta­ya koy­maz. Ama bi­ri­si bu­nu yap­tı bi­zim için, de­miş­tim. Pe­ki kim­dir bu? Bu Tan­rı’nın ta ken­di­si­dir. Biz­ler O’nun ya­sa­sı­na kar­şı gel­dik, gü­nah iş­le­dik ve Tan­rı’yı hi­çe say­dık. Bu­nun­la Tan­rı’ya düş­man ol­duk. Tan­rı ne yap­tı? Bi­zi kur­tar­mak için, ruh­sal an­lam­da Oğ­lu olan, ya­ni Sö­zü, özü olan tek var­lı­ğı İsa Me­sih’i bi­zim ye­ri­mi­ze koy­du. Biz ya­şa­ya­lım di­ye, Me­sih bi­zim tüm suç­la­rı­mı­zı üze­ri­ne ala­rak öl­dü. İş­te dost­lar, ger­çek dost, bi­zim ye­ri­mi­zi alan, bi­zi se­ven ger­çek dost, İsa Me­sih’tir. İsa’nın ne ka­dar sa­dık, ha­ri­ka, de­ğer­li bir dost ol­du­ğu­nu an­cak ya­şa­ya­rak öğ­re­ne­bi­li­riz. Bu kral da böy­le­si­ne bir dost­lu­ğun ola­ma­ya­ca­ğı­nı dü­şü­nü­yor­du, ama ken­di­si bu­nu gö­rün­ce, bu­na inan­dı ve Abe­ni de ara­nı­za alın” de­di.

Rab’bin Sö­zü de ATa­dın ve gö­rün, Rab ne iyi­dir” di­yor. Sen de gel, Tan­rı’nın bu sev­gi­si­ni, dost­lu­ğu­nu, mer­ha­me­ti­ni, ina­ye­ti­ni de­ne ve gör!


26-01-2018:

CUMA

Freitag

26

OCAK

Januar

 

Kederli insana dost sevgisi gerekir.

Kederli insana dost sevgisi gerekir.

Eyüp 6: 14

 

Dem Verzagten soll sein Freund Mitleid erzeigen.

Hiob 6, 14

 

bekümmert, verzagt: kederli

 

Dos­tu­na gü­ve­ni tam olan Da­mon ce­lla­da tes­lim edil­miş­ti. Bir­kaç da­ki­ka son­ra ada­mın kel­le­si­ni uçu­ra­cak­tı ki, uzak­tan bir at­lı­nın to­zu du­ma­na ka­ta­rak gel­di­ği­ni gö­rür­ler. At­lı yak­laş­tık­ça, bir de bak­mış­lar ki, ge­len Fin­ti­yas’tır. AAman du­run” de­miş. Aİş­te gel­dim. Bı­ra­kın dos­tu­mu!” Kral ve halk çok duy­gu­lan­mış böy­le bir dost­lu­ğu gö­rün­ce. Kral, ABı­ra­kın iki­si­ni de” de­miş. ABöy­le dost­lar ve dost­luk­lar ya­şan­ma­lı­dır!” Son­ra da bu iki dos­ta dö­nüp, Abe­ni de ara­nı­za bir dost ola­rak alır mı­sı­nız?” de­miş.

Ger­çek­ten de böy­le­si­ne bir­bi­ri­ne gü­ve­nen iki dost var mı aca­ba? Ta­bii iyi ve teh­li­ke­siz bir dö­nem­de S ya­ni in­sa­nın ca­nı, ha­ya­tı söz ko­nu­su ol­ma­dı­ğı za­man S çok iyi dost­luk­lar var­dır kuş­ku­suz, ama işin içi­ne ca­nı­mız, ha­ya­tı­mız gi­rin­ce, böy­le bir dost bul­mak müm­kün mü­dür? Bel­ki bir dost baş­ka bir dos­tu uğ­ru­na ha­ya­tı­nı teh­li­ke­ye ata­bi­lir, hat­ta dos­tu­nun ya­şa­mı için ken­di ha­ya­tı­nı teh­li­ke­ye ata­bi­lir. Ama hiç kim­se baş­ka bi­ri­si­nin ye­ri­ne ha­ya­tı­nı böy­le­si­ne ver­me pa­ha­sı­na or­ta­ya koy­maz. Bi­raz da­ha ile­ri­ye gi­de­yim: Hiç­bir kim­se, ken­di­si­ne kö­tü­lük eden bi­ri için as­la ha­ya­tı­nı or­ta­ya koy­maz. Ama bi­ri­si bu­nu yap­tıbi­zim için.


25-01-2018:

PER ŞEMBE

Donnerstag

25

OCAK

Januar

 

Öyle dost var ki, kardeşten yakındır insana.

Öyle dost var ki, kardeşten yakındır insana.

Öyle dost var ki, kardeşten yakındır insana.

Süleyman’ın Özdeyişleri 18: 24

 

Mancher Freund ist anhänglicher als ein Bruder.

Sprüche 18, 24

 

nahe: yakın

 

Da­mon, çok gü­ven­di­ği, sev­di­ği dos­tu Fin­ti­yas’tan ha­ber alın­ca he­men ge­lip kra­lın hu­zu­ru­na çık­mış ve ar­ka­da­şı­nın ye­ri­ne ce­zae­vi­ne git­me­yi ka­bul et­ti­ği­ni bil­dir­miş. Kral şa­şır­mış, ama ada­mı da uyar­mış: ADos­tum, ar­ka­da­şın sa­na her şe­yi an­lat­tı mı? Bil­me­li­sin ki, o gü­ven­di­ğin ar­ka­da­şın dön­me­di­ği tak­dir­de se­nin kel­le­ni ko­par­ta­ca­ğım!” de­miş. Da­mon, AEvet efen­dim, dos­tum ba­na her şe­yi bil­dir­di. Tüm şart­la­rı­nı­za evet di­yo­rum” ya­nı­tı­nı ver­miş. Böy­le bir du­rum kar­şı­sın­da kral sö­zü­nü tut­muş, Fin­ti­yas’ı ser­best bı­rak­mış ve ona beş gün za­man ta­nı­mış.

Her­kes, kral da­hil, he­ye­can­la gün­le­ri say­ma­ya baş­la­mış­lar. So­nun­da za­man ge­lip çat­mış, ama ne ge­len var ne de gi­den. Fin­ti­yas’tan ses se­da yok. Ni­ha­yet idam saa­ti de ge­lip çat­mış. Kral ve halk he­ye­can­la du­ru­mu iz­ler­ler. Kral bir yan­dan da kı­zar için için. Bu za­man­da in­sa­na hiç gü­ve­ni­lir mi? He­le in­sa­nın ca­nı söz ko­nu­suy­sa! Ne­re­de gö­rül­müş ki böy­le­si­ne bir gü­ven, bir dost­luk, de­miş. So­nun­da kral, çı­ka­rın ar­ka­da­şı­na gü­ve­ni son­suz olan bu ada­mı ve ke­sin ba­şı­nı, de­miş. Cel­la­da tes­lim edil­miş Da­mon. Dos­tu geri dö­ne­cek mi?


24-01-2018:

ÇAR ŞAMBA

Mittwoch

24

OCAK

Januar

 

Dostun tatlılığı candan gelen öğüttendir.

Dostun tatlılığı candan gelen öğüttendir.

Süleyman’ın Özdeyişleri 27: 9

 

Die Süße eines Freundes kommt aus dem Rat der Seele.

Sprüche 27, 9

 

süß: tatlı

die Süße: tatlılık

 

Fin­ti­yas adın­da bir dü­şü­nür ida­ma mah­kum ol­muş­tur. Öl­dü­rül­me­den ön­ce bir­kaç işi­ni hal­let­mek için kral­dan izin is­ter Fin­ti­yas. Kral ona bir şart­la izin ve­re­ce­ği­ni söy­ler: Ye­ri­ne bir adam bı­rak. Sen ver­di­ğin va­kit­te gel­me­di­ğin tak­dir­de, o ada­mı idam ede­ce­ğim!

Fin­ti­yas’ın Da­mon adın­da çok sa­mi­mi, gü­ve­ni­lir bir fi­lo­zof ar­ka­da­şı var­mış. He­men ona ha­ber yol­la­mış: ADos­tum bi­li­yor­sun ki ben ida­ma mah­ku­mum. Öl­me­den ön­ce yo­lu­na koy­mam ve hal­let­mem ge­re­ken bir­kaç işim var. Kral­dan izin is­te­dim an­cak ye­ri­me bi­ri­ni bı­rak­mam ge­rek­ti­ği­ni bil­dir­di kral. Hat­ta ge­ri dön­me­di­ğim­de ya da geç kal­dı­ğım­da, onu idam ede­cek­le­ri­ni söy­le­di­ler.  Şim­di sen­den bir ri­cam ola­cak. Lüt­fen bir­kaç gün­lü­ğü­ne gel be­nim ye­ri­mi al ve ben de gi­dip ba­zı iş­le­ri­mi hal­le­de­yim!”

Aca­ba Fin­ti­yas adın­da­ki bu fi­lo­zo­fun dos­tu olan Da­mon, böy­le teh­li­ke­li bir is­te­ğe na­sıl bir ya­nıt ve­re­cek? (De­va­mı ya­rın)


23-01-2018:
 

SALI

Dienstag

23

OCAK

Januar

 

Dost her zaman sever.

Süleyman’ın Özdeyişleri 17: 17

Ein Freund liebt zu jeder Zeit.

Sprüche 17, 17  

der Freund: dost, arkadaş  

Bil­ge Sü­ley­man, “dost her za­man se­ver” de­di­ğin­de, hiç kuş­ku yok ki, dost­lu­ğun ne ka­dar önem­li ol­du­ğu­nu vur­gu­la­mak is­ti­yor­du. Za­ten biz­ler de, “i­yi dost kö­tü gün­de bel­li olur” de­mi­yor mu­yuz! Öy­ley­se şu so­ru­ya ya­nıt ara­ma­mız ge­re­kir: Ne­dir ger­çek an­lam­da dost­luk? Ge­lin bu­nu siz­le­re ta­rih­te dost­lu­ğun, ar­ka­daş­lı­ğın de­rin­li­ği­ni gös­te­ren gü­zel bir öy­kü an­la­ta­rak açık­la­ma­ya ça­lı­şa­yım:

Si­ra­kus de­ni­len bir kent­te ida­ma mah­kum ol­muş Fin­ti­yas adın­da bir fi­lo­zof var­mış. An­cak bu fi­lo­zof öl­me­den ön­ce kral­dan ba­zı iş­le­ri­ni yap­ma­sı için bir­kaç gün izin is­te­miş. Kral ta­bii böy­le bir is­tek kar­şı­sın­da ön­ce şa­şır­mış. İda­ma mah­kum olan bir in­san, na­sıl bir­kaç gün­lü­ğü­ne izin is­te­me cü­re­ti­nde bu­lu­na­bi­lir di­ye kız­mış. Bi­zi ap­tal mı sa­nı­yor bu adam, de­miş ken­di ken­di­ne. Son­ra ak­lı­na iyi bir dü­şün­ce gel­miş ve bu ada­ma il­ginç bir ya­nıt ver­miş: ASe­ni bir şart­la bırakabilirim” de­miş. AEğer se­nin ye­ri­ne ge­çe­cek bir in­sa­nı ke­fil ola­rak ge­ti­re­bi­lir­sen! Ama öy­le bi­ri­ni ge­ti­re­cek­sin ki, sen gel­me­di­ğin ya da ve­ri­len za­man­da ye­tiş­me­di­ğin tak­dir­de se­nin ye­ri­ne onu idam ede­ce­ğim!” (De­va­mı ya­rı n)


22-01-2018:
 

PAZARTESİ

Montag

22

OCAK

Januar

 

Sıkıntıya dayanmış olanları mutlu sayarız. Eyup’un nasıl dayandığını duydunuz. Rab’bin en sonunda onun için neler yaptığını bilirsiniz.

Yakup 5: 11

Siehe, wir preisen die glückselig, die ausgeharrt haben. Vom Ausharren Hiobs habt ihr gehört, und das Ende des Herrn habt ihr gesehen, dass der Herr voll innigen Mitgefühls und barmherzig ist.

Jakobus 5, 11

Eyup pey­gam­ber ne­ler çek­ti ne­ler! Ama yü­re­ği ve ima­nı sağ­lam kal­dı. Çek­ti­ği­miz acı­la­rı, sı­kın­tı­la­rı an­la­ya­mı­yo­ruz, ama bir gün an­la­ya­ca­ğız. Bir gün o son­suz esen­li­ğe ka­vu­şa­ca­ğız. Bir gün ne acı ka­la­cak, ne sı­kın­tı, ne has­ta­lık, ne göz­ya­şı ne de ölüm. Son­su­za dek Rab’bin ya­nın­da hu­zur ve esen­lik ola­cak. O gün bir­çok şey­le­ri an­la­ya­ca­ğız.

Ha­lı ör­ne­ği­ni dü­şü­ne­lim. Alt­tan ba­kıl­dı­ğın­da hep ip­ler, sar­kın­tı­lar gö­zü­kür, ama üs­ten ba­kın­ca, çok de­ğer­li, pa­ha­lı, düz­gün bir ha­lı. İş­te şim­di o ha­lı­ya alt­tan ba­kı­yo­ruz, o ka­rı­şık ip­le­ri gö­rü­yo­ruz. Rab, bun­lar ne­dir, di­ye so­ru­yo­ruz. Ne­den bun­la­rı çe­ki­yo­rum ben? Ne­den bu ka­dar sı­kın­tı, ne­den bu ka­dar hak­sız­lık? Ama bir gün o ha­lı­nın üs­tün­den ba­ka­ca­ğız ve di­ye­ce­ğiz, Rab, sa­na son­su­za dek öv­gü­ler ol­sun, şim­di an­lı­yo­rum.

Kar­de­şim, her şe­yi Tan­rı’nın eli­ne tes­lim et. Her şe­yi Rab’bin el­le­rin­de bı­rak ve her şe­yi Rab’bin el­le­rin­den ka­bul et. O za­man mut­lu ve hu­zur­lu olur­sun. Ve Rab’be iç­ten ve yü­rek­ten öv­gü­ler su­nar­sın.


21-01-2018:
 

PAZAR

Sonntag

21

OCAK

Januar

 

Bedenimde diken gibi batan bir dert verildi bana... Beni bıraksın diye üç kez buna ilişkin Rab’den dilekte bulundum. O bana, Akayram sana yeter” dedi, çünkü gücüm zayıflık ortamında yetkinlik bulur. 2 Korintoslular 12:7-9

 

Mir wurde ein Dorn für das Fleisch gegeben ... Um dessentwillen habe ich dreimal den Herrn angerufen, dass er von mir ablassen möge. Und er hat zu mir gesagt: Meine Gnade genügt dir, denn meine Kraft kommt in Schwachheit zur Vollendung.

2. Korinther 12, 7-9

El­çi Pav­lus’un be­de­nin­de bü­yük bir der­di, sı­kın­tı­sı, acı­sı var­dı. Be­den­de olan der­di­nin ne ol­du­ğu­nu bil­mi­yo­ruz. O di­ken ney­di, bil­mi­yo­ruz. Ki­mi­le­ri bu di­ke­nin sah­te öğ­ren­ci­ler, sah­te el­çi­ler ol­du­ğu­nu söy­ler­ler. Bu ona bir di­ken­di. Onu çok üzü­yor­du. Ola­bi­lir. Ama baş­ka yo­rum­cu­lar, be­de­nin­de bir sağ­lık so­ru­nu var­dı, di­yor. Bu ba­na da bir teş­vik olu­yor; ya da be­den­de ra­hat­sız olan kar­deş­le­re bir teş­vik­tir bu.

Pav­lus’un be­de­nin­de­ki ra­hat­sız­lık öy­le­si­ne bü­yük­tü ki, du­ru­mu çok zor­du. Göz­le­rin­de bir so­run mu var­dı? (Gal.4:13S15). Bu da müm­kün. Önem­li olan güç­süz­lük­te­ki güç­tür! Za­yıf­lık­ta­ki Rab’bin ver­di­ği kuv­vet. Bu­nu her bi­ri­miz ya­şa­ya­bi­li­riz. Der­di­niz, sı­kın­tı­nız ve ra­hat­sız­lı­ğı­nız ne olur­sa ol­sun, kork­ma! Ne za­man za­yıf­sak güç­lü­yüz Rab’bin sa­ye­sin­de.

Pav­lus’a Rab ne de­di: AKay­ram sa­na ye­ter­li­dir!” Kay­ra­dan baş­ka bir şe­ye ih­ti­ya­cı­mız yok. Biz bü­yük iş­ler gör­mek, ya­şa­mak is­ti­yo­ruz. Ama Rab, AKay­ram sa­na ye­ter” di­yor. Çün­kü kay­ra için­de her ş­ye sa­hi­biz.


20-01-2018:
 

CUMARTESİ

Samstag

20

OCAK

Januar

 

Bizi sevenin aracılığıyla bu durumların hepsinde galiplerden üstünüz.

Romalılar 8: 37  

Aber in diesem allen sind wir mehr als Überwinder durch den, der uns geliebt hat.

Römer 8, 37

der Sieger, der Überwinder: galip

 

En sı­kın­tı­lı, zor an­lar­da bi­le ga­lip­ler­den üs­tü­nüz. Çün­kü sırf bu dün­ya­da­ki, şu an­da­ki du­rum­la­ra bak­mı­yo­ruz, bi­zim baş­ka bir ba­kış açı­mız var, ile­ri­si­ni gö­rü­yo­ruz. Bu ne­den­le ga­lip­ler­den üs­tü­nüz. Bun­dan üs­tün bir yen­gi yok­tur. Onun için kar­de­şim sı­kın­tı­lar, so­run­lar için­de umu­du­nu yi­tir­me, se­vin­ci­ni yi­tir­me, Rab’be bak. O ne­ler çek­ti. Bir ila­hi­miz­de de­di­ği­miz gi­bi, AGit o ko­yu bah­çe­ye, de­nen­me­ye dü­şen can, O’n­dan öğ­ren!” İsa Me­sih bi­ze da­yan­ma­yı, kat­lan­ma­yı gös­ter­di ve O’n­dan öğ­ren­mek­te­yiz.

Öğ­ren­mek na­sıl baş­lı­yor, bi­li­yor mu­su­nuz? Ka­bul et­mek­le baş­lı­yor. AEvet Rab, ka­bul edi­yo­rum” de­mek­le baş­lı­yor. O za­man öğ­re­ni­yo­ruz. Ve bu ya­şam­da ol­du­ğu­muz sü­re­ce öğ­re­ne­ce­ğiz.

Efe­sos­lu­lar’da, Aher za­man, her yer­de, her şey için şük­re­din!” di­yor. Fi­li­pi­li­ler 4:4‑7'de Aher şey için se­vi­nin, her za­man se­vi­nin, çün­kü Rab si­zi ko­ru­ya­cak­tır. Her an­la­yı­şı, kav­ra­yı­şı aşan bir esen­lik­le si­zi ko­ru­ya­cak­tır” di­yor.

 
19-01-2018:
 

CUMA

Freitag

19

OCAK

Januar

 

Tanrı’nın kendisini sevenlerle, amacı uyarınca çağrılmış olanlarla birlikte her durumda iyilik için etkin olduğunu biliriz. Romalılar 8:28

Wir wissen aber, dass denen, die Gott lieben, alle Dinge zum Guten mitwirken, denen, die nach seinem Vorsatz berufen sind.

Römer 8, 28

„Her du­ru­mun ya­rar­lı yön­de iş­le­di­ği­ni bi­li­riz” di­yor bu­gün­kü aye­ti­miz. Bu­ra­da ke­sin bir bil­gi, bir gü­ven­ce var­dır. Ne­den bi­li­riz? AÇün­kü Tan­rı ön­ce­den bil­di­ği ki­şi­le­ri, Oğ­lu’nun ben­zer­li­ğin­de ol­sun­lar di­ye ön­ce­den ka­rar­laş­tır­dı. Öy­le ki, Oğul bir­çok öbür kar­de­şin ara­sın­da ilk do­ğan ol­sun” (Rom. 8:29).

He­def, amaç, bi­zim Oğu­l’a, ya­ni İsa Me­sih’e ben­zer ol­ma­mız. Bu ne­den­le her şey o yön­de ge­liş­me­miz için ya­rar­lı. Bu ne­den­le ka­bul ede­bi­li­riz, çün­kü bi­li­yo­ruz ki Rab bi­zi se­vi­yor. Ke­sin­lik­le yan­lış bir şe­ye Rab izin ver­me­ye­cek ve ver­mez. Biz de Rab’bi se­vi­yo­ruz. Sev­gi bağ­lan­tı­sı var bu­ra­da. Gü­ve­ni­yo­ruz, ta­nı­yo­ruz O’nu. Ke­sin­lik­le bir kö­tü­lük gel­mez Rab’den.

El­çi Pav­lus şöy­le der: AMe­sih’in sev­gi­sin­den biz­le­ri kim ayı­ra­bi­lir? Acı mı, üzün­tü mü, bas­kı mı, aç­lık mı, çıp­lak­lık mı, teh­li­ke mi, kı­lıç mı? Ki­tap­ta ya­zı­lı ol­du­ğu gi­bi: ‘Gün bo­yun­ca Sen’in için öl­dü­rü­lü­yo­ruz, bo­ğaz­la­na­cak ko­yun gi­bi gö­rü­yor­lar bi­zi.’ Ama biz­le­ri se­ve­nin ara­cı­lı­ğıy­la bü­tün bun­lar­da ke­sin yen­gi bi­zim­dir” (Rom.8:35-37).


18-01-2018:
 

PER ŞEMBE

Donnerstag

18

OCAK

Januar

 

Öyle sanıyorum ki, içinde bulunduğumuz şu dönemin sıkıntıları bize açıklanacak olan yücelikle karşılaştırılamaz bile. Romalılar 8:18

Denn ich denke, dass die Leiden der jetzigen Zeit nicht ins Gewicht fallen gegenüber der zukünftigen Herrlichkeit, die an uns geoffenbart werden soll.

Römer 8, 18

Bu­gün ya­şa­dı­ğı­mız acı­lar, sı­kın­tı­lar bi­ze açık­la­na­cak yü­ce­lik­le kar­şı­laş­tı­rı­la­maz, di­yor Tan­rı Sö­zü. Ge­le­cek­te, son­suz­luk­ta­ki ha­ya­tı­mız­la bu­gün­kü kı­sa dö­nem içe­ri­sin­de çek­ti­ği­miz acı­lar kı­yas­lan­ma­ya bi­le değ­mez. Bu ne de­mek­tir? Bu ye­ni bir ba­kış açı­sı­na sa­hip ol­mak de­mek­tir. Son­suz­luk­tan bu dün­ya­da­ki sı­kın­tı­la­rı­mı­za bak­tı­ğı­mız­da, ya­ni Tan­rı’nın ba­kış açı­sın­dan bak­tı­ğı­mız­da bir hiç gi­bi ka­lı­yor bu dün­ya­da­ki has­ta­lık­lar, sı­kın­tı­lar, elem­ler ve acı­lar. Ama bu acı­la­rın için­de ol­du­ğu­muz za­man, el­bet­te dağ­lar gi­bi bi­zi kor­ku­tu­yor, ür­kü­tü­yor. Oy­sa Rab’bin ba­kış açı­sın­dan bu dün­ya­da­ki du­ru­mu­mu­za bak­ma­yı öğ­ren­me­li­yiz. Bu dün­ya­da ya­şa­dı­ğı­mız iyi ve kö­tü du­rum­la­rı son­suz­luk­tan bak­ma­ya ça­lı­şa­rak de­ğer­len­di­re­lim.

 Şu­nu da be­lirt­mem ge­re­kir ki, bu­ra­da­ki ra­ha­ta da sa­rı­lıp kal­ma­ya­lım, çün­kü ba­zen bi­ze o ka­dar hoş ge­li­yor ki bu ra­hat­lık, bir tür­lü bu­nu bı­ra­ka­mı­yo­ruz. Bu­ra­ya alış­mak, bu­ra­ya sa­rıl­mak is­ti­yo­ruz. Ama bı­rak­ma­sı­nı bil­me­li­yiz. Ayak­la­rı­mız yer­yü­zün­de, ama yü­re­ği­miz gök­ler­de, Rab’de ol­ma­lı. Bu ba­kış açı­sı­na sa­hip ol­ma­lı­yız.

 
17-01-2018:
 

ÇAR ŞAMBA

Mittwoch

17

OCAK

Januar

 

Öyle sanıyorum ki, içinde bulunduğumuz şu dönemin sıkıntıları bize açıklanacak olan yücelikle karşılaştırılamaz bile. Romalılar 8:18  

Denn ich denke, dass die Leiden der jetzigen Zeit nicht ins Gewicht fallen gegenüber der zukünftigen Herrlichkeit, die an uns geoffenbart werden soll.

Römer 8, 18  

Bu dün­ya­da bu be­den­de acı­lar, has­ta­lık­lar, sı­kın­tı­lar çek­mek­te­yiz. Bu­nu da ka­bul et­me­li­yiz. Zor­luk­la­ra kat­lan­ma­yı öğ­ren­me­li­yiz. Her çe­şit so­run­lar­la kar­şı­la­şı­yo­ruz. Ai­le so­run­la­rı var, ev­li­lik so­run­la­rı var, ço­cuk­lar bü­yü­dük­çe so­run­lar ço­ğa­lı­yor; sağ­lık so­run­la­rı var. Mad­di ma­ne­vi so­run­lar var. So­run­lar bit­mi­yor. Ama Rab bun­la­rın için­de biz­le­re güç ver­mek, biz­le­ri ta­şı­mak is­ti­yor.

Rab İsa, Bu dün­ya­da sı­kın­tı­nız ola­cak­tır, ama kork­ma­yın, ben dün­ya­yı yen­dim!” de­di. Rab bi­ze bir za­fer ver­di ve bu­nu ya­şa­ma­mı­zı is­ti­yor.

Evet, dün­ya­da sı­kın­tı­la­rı­mız ola­cak. Ya­rın için kay­gı­lan­ma­yın, di­yor Rab; her gü­nün der­di o gü­ne ye­ter. De­mek ki, her gün bir dert, her gün bir sı­kın­tı var­dır.

Dün­ya­da bir­çok in­san hak­sız­lık ve ada­let­siz­lik yü­zün­den acı ve sı­kın­tı çek­mek­te­dir. Bi­li­yor mu­su­nuz, hak ve ada­let de Me­sih’te var. Bu dün­ya­da bu­la­maz­sın, ama Me­sih’te var. Hu­zur ve esen­lik se­nin için Me­sih’te ha­zır­dır kar­de­şim. Rab siz­le­re de ruh­sal be­re­ket, ruh­sal şi­fa ver­mek is­ti­yor.


16-01-2018:

SALI

Dienstag

16

OCAK

Januar

 

Gençler bile yorulup zayıf düşer, yiğitler tökezleyip düşerler. RAB’be umut bağlayanlarsa taze güce kavuşur, kanat açıp yükselirler kartallar gibi. Koşar ama zayıf düşmez, yürür ama yorulmazlar.

Gençler bile yorulup zayıf düşer, yiğitler tökezleyip düşerler. RAB’be umut bağlayanlarsa taze güce kavuşur, kanat açıp yükselirler kartallar gibi. Koşar ama zayıf düşmez, yürür ama yorulmazlar.
Yeşaya 40:30-31

 

Jünglinge ermüden und ermatten, und junge Männer straucheln und stürzen. Aber die auf den HERRN hoffen, gewinnen neue Kraft: sie heben die Schwingen empor wie die Adler, sie laufen und ermatten nicht, sie gehen und ermüden nicht.
Jesaja 40, 30-31

Genç­ler ve yi­ğit­ler yı­kı­lı­yor­lar, ama Rab’bi bek­le­yen­ler, O’na gü­ve­nen­ler güç alı­yor­lar. Kar­tal­lar gi­bi se­ğir­tir­ler ve yo­rul­mu­yor­lar. Hiç­bir za­man yo­rul­mu­yo­ruz ve ni­ce yaş­lı kar­deş­ler­le ta­nı­şı­yo­rum ki, bu güç on­lar­da gö­rü­nü­yor. Çün­kü yü­rek­le­ri ta­ze ve her gün ye­ni­den ta­ze­le­ni­yor. Ni­ce has­ta ki­şi­le­ri gör­düm, ya­ta­ğın­dan kal­ka­mı­yor­lar, ama yü­zün­den nur akı­yor. O de­re­ce se­vinç ve güç var, iç­ten ge­len, Rab’bin ver­di­ği bir güç.

Kar­de­şim, bu gü­cü ta­nı­yor mu­sun? Sen­de de bu güç var mı? Bu gü­cü ya­şı­yor mu­sun? Genç ya da yaş­lı ol, bu güç, bu se­vinç sen­de de ol­ma­lı; bu ruh­sal be­re­ket­ler se­nin de ha­ya­tın­da ger­çek­leş­me­li. O za­man sen de Rab’bi öv­me­ye, Rab’bi yü­celt­me­ye bir ne­den bu­la­cak­sın ve di­ye­cek­sin ki, a a, ben tüm ya­şa­mım bo­yun­ca bu yer­yü­züy­le uğ­ra­şa­rak bir şey­ler ka­zan­ma­ya ça­lış­mış­tım, ama gör­düm ki, son­suz bir de­ğer Rab’de! Bun­la­rı sen de ya­şa­ya­bi­lir­sin ve bun­lar se­nin için de ha­zı.


15-01-2018:
 

PAZARTESİ

Montag

15

OCAK

Januar

 

Ca­nı­nı ölüm çu­ku­run­dan kur­ta­ran, sa­na ina­yet ve mer­ha­met ta­cı­nı giy­di­ren.

Mez­mur 103:4

 

Der dein Leben erlöst aus der Grube, der dich krönt mit Gnade und Erbarmen.

Psalm 103, 4

 

retten, erlösen: kurtarmak

die Grube: çukur

 

Bir gün he­pi­miz öle­ce­ğiz. Hat­ta genç yaş­ta ölen­ler bi­le var­dır. En ta­ze gün­le­rin­de, en ak­tif ol­duk­la­rı gün­le­rin­de, be­re­ket­li bir iş yap­tık­la­rı gün­ler­de, hat­ta Rab’be hiz­met­le­ri­nin en ve­rim­li dö­nem­le­rin­de Rab bu ki­şi­le­ri ça­ğı­rı­yor, bu­ra­dan, top­lum­dan ayı­rı­yor. Bu dün­ya­da ya­şa­dı­ğı­mız sü­re­ce hep so­run­la­rı­mız ola­cak­tır. Ya­ni, o ka­dar çok ek­sik­lik­le­ri­miz var, çek­ti­ği­miz yok­sul­luk­lar var, sı­kın­tı­la­rı­mız var; her za­man her gün o bol­luk, be­re­ket için­de ya­şa­mı­yo­ruz. Genç­li­ği­miz kar­tal gi­bi ta­ze mi ka­lı­yor? Tey­ze­ler, am­ca­lar, ne ol­du o genç­lik gün­le­ri­mi­ze!

Bu­ra­da bir ha­ta, bir yan­lış­lık mı var? Ha­yır, çün­kü Rab ha­ta yap­maz, bir­çok şe­yi an­la­maz­sak bi­le. Bu­na rağ­men Rab’be hamt ol­sun, şük­rol­sun di­yo­ruz, çün­kü de­ği­şik bir göz­lü­ğe sa­hi­biz. Rab’bin ver­di­ği ba­kış­la bu­ra­da­ki ruh­sal be­re­ke­ti gö­rü­yo­ruz. Bu dün­ya­da ge­çi­ci bir sü­re ka­la­ca­ğız, fi­zik­sel ola­rak her gün bi­raz da­ha yıp­ra­nı­yo­ruz, es­ki­yo­ruz, ama Rab bi­ze es­ki­me­yen, çü­rü­me­yen, öl­me­yen bir be­den ve­re­cek­tir ve biz bu be­den­le son­su­za di­ri­le­cek, Rab ile birlikte cennette sonsuza dek kalacağız.


14-01-2018:
 

PAZAR

Sonntag

 

14

OCAK

Januar

 

Herkes günah işledi... günahın karşılığı ölümdür. Romalılar 3:23; 6:23 

Alle haben gesündigt ... der Lohn der Sünde ist der Tod.

Römer 3, 23; 6, 23  

die Sünde: güna sündigen: günah işlemek

 

Ne­den has­ta olu­yo­ruz? Ne­den yaş­la­nı­yo­ruz ve ne­den so­nun­da ölü­yo­ruz? Ne­de­ni ke­sin ve açık bir şe­kil­de be­lir­ti­li­yor Tan­rı Sö­zü’n­de: Gü­nah­lı­yız! İs­te­di­ğin ka­dar bu­nun ter­si­ni id­dia et, eğer has­ta­la­nı­yor, yaş­la­nı­yor ve so­nun­da da ölü­yor­san, bu se­nin de gü­nah­lı ol­du­ğu­nun ke­sin bir ka­nı­tı­dır. Ölüm sa­de­ce bu be­de­ni­mi­zi yi­tir­mek­le kal­mı­yor, gü­na­hı­mız bi­zi son­suz ölü­me, son­suz yar­gı­ya da gö­tü­rü­yor. İş­te kar­de­şim, İsa Me­sih’in dün­ya­mı­za gel­me­si bi­zi bu son­suz ölüm­den kur­tar­mak­tır. O’na iman edin­ce O bi­zi son­suz ölüm­den alıp son­suz ya­şa­ma gö­tü­rü­yor. Bu be­de­ni­miz ölüm­lü be­den­dir. Ne ya­par­sak ya­pa­lım bu be­de­ni­mi­zin yıp­ran­ma­sı­nı, es­ki­me­si­ni, ölü­me doğ­ru git­me­si­ni en­gel­le­ye­me­yiz. Bu ölüm­lü be­den­den bir gün ta­ma­men kur­tu­la­ca­ğız. Ne za­man? Bu dün­ya­dan göç­tük­ten son­ra. Ya da biz bu be­den­den ay­rıl­ma­dan ön­ce İsa Me­sih tek­rar ge­lir­se. Bu İyi ve Kur­tu­luş ha­beridir. Bu­na sa­rıl, bu­na gü­ven ve Rab’be hamt et!


13-01-2018:

CUMARTESİ

Samstag

13

OCAK

Januar

 

Güvenilir ve adil olan Tanrı.... günahlarımızı bağışlar ve bizi her suçtan arıtır.

Güvenilir ve adil olan Tanrı.... günahlarımızı bağışlar ve bizi her suçtan arıtır.
1 Yuhanna 1: 9

 

... ist er treu und gerecht, dass er uns die Sünden vergibt und uns reinigt von jeder Ungerechtigkeit.

1. Johannes 1, 9
 

treu: güvenilir
gerecht: adil

 
Tan­rı­mız ilk baş­ta suç­la­rı­mı­zın ba­ğış­lan­ma­sıy­la işe baş­lı­yor. On­dan son­ra Rab bi­ze ruh­sal şi­fa ve­ri­yor. Tüm has­ta­lık­la­rı­mız­dan bi­zi iyi­leş­ti­ri­yor; bu iyi­leş­me fi­zik­sel de­ğil, ruh­sal şi­fa­dır. İsa Me­sih’in sa­ye­sin­de biz­ler mü­kem­mel, ha­ri­ka bir şe­kil­de ye­ni­den doğ­muş bir be­bek gi­bi olu­yo­ruz. Bi­zi ölüm çu­ku­run­dan çı­ka­rı­yor. O’na iman eden, öl­se bi­le ya­şa­ya­cak­tır; hem de son­su­za dek! İna­yet ve mer­ha­met ta­cı ve­ri­yor bi­ze ve son­su­za dek biz­le­ri iyi­lik­le­riy­le do­yu­ru­yor; hiç­bir za­man bir ek­si­ği­miz ol­mu­yor. Mad­di ya da fi­zik­sel yön­den ek­sik­lik­le­ri­miz ola­bi­lir, ama ruh­sal yön­de hiç­bir ek­si­ği­miz yok. Tam ter­si­ne İsa Me­sih’e iman eden, O’na bağ­lı olan her şe­ye sa­hip­tir. Çün­kü İsa’da her şey mev­cut­tur, hiç­bir ek­sik­lik yok.

 Şu­nu si­ze ke­sin­lik­le söy­le­ye­bi­li­rim ki, ye­ni do­ğu­şun var­sa, İsa Me­sih’e iman edi­yor­san, her şe­ye sa­hip­sin. Rabbi­miz na­sıl mü­kem­mel­se, sen de ruh­sal alan­da İsa’da o mü­kem­mel­li­ğe ulaş­tın; O’nun doğ­ru­lu­ğu sa­na sa­yıl­mak­ta­dır. İş­te bu­na sa­rıl, bu­na da­yan ve gü­ven. Son­ra da Rab’be şü­kret. O’nun sun­du­ğu bu ha­ri­ka ina­ye­ti unut­ma!


12-01-2018:

CUMA

Freitag

12

OCAK

Januar

 

 

Bütün fesatlarını bağışlayan, hastalıklarını iyi eden!

Bütün fesatlarını bağışlayan, hastalıklarını iyi eden!

Mezmur 103: 3
 

Der da vergibt alle deine Sünde, der da heilt alle deine Krankheiten.

Psalm 103, 3
 

die Krankheit: hastalık
krank: hasta

Tan­rı bi­zi son­suz bir ba­ğış­la ba­ğış­la­dı. Tan­rı Sö­zü’n­de gü­nah­la­rı­mı­zı bir da­ha an­ma­mak üze­re ba­ğış­la­dı, hat­ta de­ni­zin en de­rin dip­le­ri­ne at­tı, di­yor. Bu­rada Abü­tün has­ta­lık­la­rı­nı iyi eden” di­yor. Bu doğ­ru mu? Ger­çek­ten tüm has­ta­lık­la­rı­mız­dan iyi­le­şi­yor mu­yuz? Nor­mal şart­lar­da genç­ken bir ta­ra­fı­mız ağ­rı­maz, ko­lay ko­lay da has­ta ol­ma­yız. Ama yaş 40'la­ra gir­di mi, ya­vaş ya­vaş saç­la­rı­mız dö­kül­me­ye baş­lar, o es­ki güç aza­lı­ve­rir. 50'ler­de tan­siyon be­lir­ti­le­ri baş­lar, bel, diz ağ­rı­la­rı ken­di­si­ni gös­te­rir. Bir­çok in­san genç yaş­lar­da kan­ser olur, kalp has­ta­sı olur. Mü­nir adın­da de­ğer­li bir dos­tu­mun 42 ya­şın­da iken gö­zün­de kan­ser çık­tı. Mü­nir 51 ya­şın­da kan­se­rin ka­ra ci­ğe­re sıç­ra­ma­sıy­la bu dün­ya­dan göç et­ti. Her bir in­san ‑ sen de öy­le ‑ çe­şit­li has­ta­lık­lar çek­mek­te­dir. Bu dün­ya­da­yız ve has­ta­la­nı­yo­ruz. Her za­man iyi­leş­mi­yo­ruz, her za­man bu has­ta­lık­la­rı­mı­za bir ça­re bu­lun­mu­yor. Her za­man Rab fi­zik­sel has­ta­lık­la­rı­mı­za şi­fa ver­mi­yor. Aca­ba bir yan­lış­lık mı var bu­ra­da? Ha­yır, ama yan­lış an­la­ma var­dır. Bu­nu önü­müz­de­ki gün­ler­de gö­re­ce­ğiz.


11-01-2018:

 

PER ŞEMBE

Donnerstag

11

OCAK

Januar

 

 

RAB’be övgüler sun, ey gönlüm! O’nun kutsal adına övgüler sun, ey bütün varlığım! RAB’be övgüler sun, ey canım! İyiliklerinin hiçbirini unutma!

Mezmur 103:1S2
 

Preise den HERRN, meine Seele, und all mein Inneres seinen heiligen Namen! Preise den HERRN, meine Seele, und vergiss nicht alle seine Wohltaten!

Psalm 103, 1-2
 

Da­vut pey­gam­ber, sa­de­ce Rab’bin iyi­lik­le­ri­ni anım­sa­mı­yor. O ay­nı za­man­da ba­kın ne di­yor: “Bü­tün suç­la­rı­nı ba­ğış­la­yan, bü­tün has­ta­lık­la­rı­nı iyi­leş­ti­ren, ca­nı­nı ölüm çu­ku­run­dan kur­ta­ran, sa­na ina­yet ve mer­ha­met ta­cı­nı giy­di­ren, ya­şam bo­yu se­ni iyi­lik­ler­le do­yu­ran O’dur; bu ne­den­le genç­li­ğin kar­ta­lın­ki gi­bi ta­ze­le­nir. RAB bü­tün düş­kün­le­re hak ve ada­let sağ­lar” (Mez.103:3S6).

Doğ­ru mu tüm bun­lar? Bun­la­rı ya­şı­yor mu­yuz? Evet, Rab tüm suç­la­rı­mı­zı ger­çek­ten ba­ğış­lı­yor; hat­ta o de­re­ce bü­yük ha­ri­ka­lar ya­pı­yor ki, in­sa­nı de­ğiş­ti­ri­yor; yep­ye­ni bir in­san, yep­ye­ni bir ya­ra­tık olu­yo­ruz; Tan­rı’nın ço­cu­ğu olu­yo­ruz; o de­re­ce suç­la­rı­mı­zı ba­ğış­lı­yor. “Do­ğu ba­tı­dan ne ka­dar uzak­sa, o ka­dar uzak­laş­tır­dı biz­den is­yan­la­rı­mı­zı” (Mez­mur 103:12).

Do­ğu ve ba­tı bir­bi­rin­den ne ka­dar uzak­tır? On­lar hiç­bir za­man bir ara­ya ge­le­mez. Gü­neş do­ğu­yor, ba­tı­yor, yi­ne do­ğu­yor, ba­tı­yor, ama ay­nı yer­de ol­mu­yor. Do­ğu ve ba­tı bir­bi­rin­den son­su­za dek uzak­tır. Bi­zim gü­nah­la­rı­mı­zı, is­yan­la­rı­mı­zı da Rab ay­nı şe­kil­de biz­den uzak­laş­tır­mış­tır ve as­la an­mı­yor. İş­te Tan­rı­mız bu şe­kil­de bi­zi ba­ğış­lı­yor.


10-01-2018:
 

ÇAR ŞAMBA

Mittwoch

10

OCAK

Januar

 

RAB’be övgüler sun, ey gönlüm!

Mezmur 104: 1

Preise den HERRN, meine Seele!

Psalm 104, 1

loben, preisen: övmek, övgüler sunmak

Da­vut pey­gam­ber şük­ret­me­yi öğ­re­nen ve ya­şa­mın­da uy­gu­la­yan bi­ri­dir. Ör­ne­ğin, 104, 105, 106, 107. mez­mur­la­rın ilk ayet­le­rin­de ba­kın ne di­yor: Ey ca­nım, Rab’be öv­gü­ler sun! Ya RAB Tan­rım, ne ulu­sun! Gör­kem ve yü­ce­lik ku­şan­mış­sın (104:1). RAB’be şük­re­din, O’na ya­ka­rın, halk­la­ra du­yu­run yap­tık­la­rı­nı! (Mez.105:1). Öv­gü­ler su­nun RAB’be! RAB’be şük­re­din, çün­kü O iyi­dir, ina­ye­ti son­suz­dur (Mez.106:1). RAB’be şük­re­din, çün­kü O iyi­dir, ina­ye­ti son­suz­dur (Mez.107:1).

Da­vut tüm bun­la­rı ya­şa­dı ve ken­di tec­rü­be­le­rin­den bun­la­rı yaz­dı. El­bet­te en bü­yük acı­yı çe­ken, acı­la­ra, elem­le­re kat­la­nan İsa Me­sih’tir. O’na, acı­la­rı tat­mış elem­ler ada­mı de­ni­yor Ye­şa­ya 53. bö­lüm­de. O den­li acı çe­ken, ha­ka­re­te uğ­ra­yan tek ki­şi İsa Me­sih’tir. İsa Me­sih’i iz­le­yen, O’nun ar­dın­dan gi­den biz­ler de bir­çok acı­lar­dan, de­nen­me­ler­den geç­mek­te­yiz. An­cak bun­la­ra şa­şır­ma­ya­lım, bu ya­şam­da bun­lar nor­mal­dir. Za­ten Kut­sal Ki­tap, bu de­nen­me­ler ola­cak, bu acı­lar­dan ge­çe­cek­si­niz, tec­rü­be sa­hi­bi ola­cak­sı­nız di­yor. An­cak bu şe­kil­de ol­gun­la­şı­yor, ge­li­ş i­yo­ruz.


09-01-2018:

SALI

Dienstag

9

OCAK

Januar

 

Geyik akar suları özlediği gibi, canım da seni öyle özler ey Tanrı!

Mezmur 42: 1
 

Wie eine Hirschkuh lechzt nach Wasserbächen, so lechzt meine Seele nach dir, o Gott!

Psalm 42, 2
 

der Hirsch: geyik

 

Da­vut pey­gam­ber, "Ca­nım Tan­rı’ya, ya­şa­yan Tan­rı’ya su­sa­dı; ne va­kit ge­le­ce­ğim ve Tan­rı’nın önün­de gö­rü­ne­ce­ğim?... Na­sıl top­lu­luk­la bir­lik­te yü­rür, Tan­rı’nın evi­ne ka­dar on­la­ra ön­cü­lük eder­dim, se­vinç ve şük­ran ses­le­ri ara­sın­da, bay­ram eden bir ka­la­ba­lık­la bir­lik­te!” (Mez­mur 42:1-4).

Da­vut o se­vinç­li gün­le­ri­ni anım­sı­yor, ama bu­ra­da sı­kın­tı içe­ri­sin­de şöy­le di­yor: AEy ca­nım, ne­den çök­müş­sün ve ne­den içim­de in­li­yor­sun? Tan­rı’ya umut bağ­la, çün­kü yü­zü­nün kur­ta­rı­şı için yi­ne O’na hamt ede­rim...Bü­tün gün ha­sım­la­rım, ‘Ne­re­de se­nin Tan­rın?’ de­dik­çe, ke­mik­le­ri­mi ezer gi­bi ba­na ha­ka­ret eder­ler. Ey ca­nım, ne­den çök­müş­sün? Ve ne­den içim­de in­li­yor­sun? Tan­rı’ya umut bağ­la, çün­kü O’na yi­ne öv­gü­ler su­na­ca­ğım; O be­nim kur­ta­rı­cım ve Tan­rım’dır” (42:5,10S11).

İş­te bu­ra­da yi­ne RAB’den ya­nıt ge­li­yor. Ne gü­zel! Umut ke­sil­mi­yor hiç­bir za­man. Son bul­ma­yan bir umu­du­muz var. Her sı­kın­tı­nın so­nu­cun­da, her ka­ran­lık tü­ne­lin so­nun­da bir ay­dın­lık bi­zi bek­li­yor. O da Rab­bi­miz’in ken­di­si­dir!


08-01-2018:

PAZARTESİ

Montag

8

OCAK

Januar

 

Çölün saka kuşuna benziyorum; viranelerin baykuşu gibi oldum. Gözüme uyku girmiyor ve dam üstünde yalnız kalan serçe gibiyim.

Çölün saka kuşuna benziyorum; viranelerin baykuşu gibi oldum. Gözüme uyku girmiyor ve dam üstünde yalnız kalan serçe gibiyim.

Çölün saka kuşuna benziyorum; viranelerin baykuşu gibi oldum. Gözüme uyku girmiyor ve dam üstünde yalnız kalan serçe gibiyim.

Çölün saka kuşuna benziyorum; viranelerin baykuşu gibi oldum. Gözüme uyku girmiyor ve dam üstünde yalnız kalan serçe gibiyim.

Mezmur 102: 6-
 

Ich gleiche der Eule der Wüste, ich bin wie das Käuzchen in den Ruinen. Ich wache und bin wie ein einsamer Vogel auf dem Dach.
Psalm 102, 7-8

Ser­çe­ler ge­nel­lik­le g­rup­lar ha­lin­de bir ara­da olur­lar. Tek bir ser­çe, ufa­cık bir kuş terk edil­miş, vi­ra­ne bir yer­de bu­lu­nu­yor. Da­vut da ken­di­ni vi­ra­ne bir yer­de bu­lu­nan kuş gi­bi gö­rü­yor, ça­re­siz ve ya­pa­yal­nız!

Vi­ra­ne­le­rin bay­ku­şun­dan söz edi­yor. Bay­ku­şun ba­kış­la­rı­nı hiç sey­ret­ti­niz mi? Bay­ku­şun ba­kış­lar o ka­dar üzü­cü­dür ki, in­sa­nın yü­re­ği­ne do­ku­nur. Da­vut, „ben bu du­rum­da­yım. O de­re­ce üz­gün ve acı­nı­la­cak bir şe­kil­de­yim”, di­yor. Ay­nı mez­murun 12. aye­tin­de tüm bu olum­suz­luk­la­ra rağ­men ko­ca­man bir AMA sö­zü var. Kut­sal Ki­tap’ın bir­çok ye­rin­de ne­re­de sı­kın­tı­lar­dan, dert­ler­den, elem­ler­den, acı­lar­dan söz edi­li­yor­sa, ar­ka­sın­dan mut­la­ka bir AMA sö­zü ge­li­yor. AAMA sen ya Rab, ebe­di­yen tah­tın­da otu­rur­sun!” Sen her şe­yin üze­rin­de kral­sın. Tüm yö­ne­tim se­nin elin­de­dir. Her şey se­nin ege­men­li­ğin al­tın­da­dır. Bu ne­den­le di­ye­bi­li­riz ki, Da­vut bir ya­nıt ola­rak bul­du­ğu yar­dı­mı 103. mez­murda di­le ge­tir­miş­tir: AEy ca­nım, Rab’be öv­gü­ler sun, iyi­lik­le­ri­nin hiç bi­ri­ni unut­ma!”

Schreiben Sie einen Kommentar

Ihre E-Mail-Adresse wird nicht veröffentlicht. Erforderliche Felder sind mit * markiert.

five × one =